SÜNEN EBU DAVUD
MENASİK BAHSİ
DEVAM: 86. El-Muhassab’da Konaklamak
Usâme b. Zeyd (r.a.)’den; demiştir ki: (Veda) Haccında; Ya Resûlullah yarın nerede konaklayacaksın? diye sordum da; “Akîl bize (Mekke’de içinde barınabileceğimiz) bir ev mi bıraktı?” cevabını verdi. Sonra; “(Yarın) Beni Kinane Hayf’ina (yani) Kureyş’in küfür üzerinde (kalmak üzere) antlaştığı yere yâni Muhassab’a ineceğiz” buyurdu. Bu (antlaşma) Kinâne oğullarının Haşîm oğulları ile evlenmemek, onları (aralarında) barındırmamak ve onlarla alış veriş yapmamak üzere Kureyşle yaptığı antlaşmadır. (Bu hadisin râvilerinden) Zührî dedi ki: (Beni Kinâne) Hayf(ından maksat, Muhassab denilen) vadidir.
İzah:
Buhârî, hac; cihâd; tevhîd; menâkıb, meğâzî; İbn Mâce, menâsik, Ahmed b. Hanbel, II, 238; Müslim, hac 439.
Hafız İbn Hacer bu, hadisle ilgili görüşlerini açıklarken şunları söylüyor: “Bu hadis-i şerîfte söz konusu edilen evden maksat, Hâşim b. Abd-i Menafin evidir. Hâşim öldükten sonra bu ev oğlu Abdülmuttalib’e kaldı. Abdulnıuttalib de çocukları arasında taksim etti. Resûl-i Ekrem de babası Abdullah’ın mirasım aldı ve burada dünyaya geldi.”[îbn Hacer, Fethü’l-Bârî, IV, 197.] Buhârî’nin bir rivayetinde de bu hâdise şu anlama gelen cümlelerle rivayet edilmiştir: “Peygamber (s.a.v.) kurban bayramının birinci gününün ertesi günü, “yarın Kinâne oğullan yurdunda konaklayacağız” buyurdu.”[Buhârî, hac] Buhârî’nin bu rivayeti, söz konusu hâdisenin Veda Haccında olduğunu gösterir. Fakat Buhârî’nin diğer bir rivayetinde ise, Resûl-i Ekrem’in, bu sözü Mekke’nin Fethi sırasında söylediği[Buhari, Megâzî] yine Buhârî’nin diğer bir rivayetinde de Resûl-i Ekrem’in bu sözü Huneyn gazvesine çıkarken söylediği [Buhari, Megâzî] ifâde ediliyor. Bütün bu rivayetlerde hadisenin tarihine ait verilen bilgilerin farklı oluşu bu rivayetler arasında bir çelişki bulunduğunu değil, bu hadisenin ayrı ayrı zamanlarda tekerrür ettiğini gösterir.
Metinde geçen “Akîl bize bir ev mi bıraktı?” cümlesi Resûl-i Ekrem Medine’ye göç edince babasından kalan evinin amcası Ebû Tâlib’in oğlu Akîl’e intikal ettiğine delâlet eder. Çünkü Resûl-i Ekrem Medine’ye göç ettiği zaman bu evin mülkiyeti Ebû Tâlib’in henüz İslâm’a girmemiş bulunan iki oğlu Tâlib ile AkîTın .elinde idi. Çünkü Ebû Tâlib vefat edince Hz. Alî ile Cafer Müslüman oldukları için Ebû Tâlib’in malına vâris olamadılar. Böylece bu evin mülkiyeti Ebû Talib’in diğer iki oğlu Tâlib ile Akîl’in eline geçmişti.[Buhari, Megâzî] Fakat daha sonra Tâlib Bedir Muharebesinde ölünce bu evin tek mâliki Akîl oldu. Resûl-i Ekrem Akîl’in gönlünü kazanmak için evin mülkiyetini tamamen O’na bıraktı, o da bunu başkalarına sattı. Resûl-i Ekrem câhiliyye döneminde yapılan bazı tasarrufların geçerli olduğunu göstermek maksadıyla Akîl’in bu satışını geçerli kıldı.[İbn Hacer, Fethü’l-Bârî, IV, 197.]
Fâkihî’nin beyânına göre ise, bu ev Akîl’in, vefatından sonra çocukları tarafından yüzbin dinar karşılığında Haccâc-ı Zâlim’in kardeşi Muhammed b. Yûsuf’a satılmıştır.[İbn Hacer, Fethu’1-Bârî, IV, 197.]
Metinde geçen Kinâne oğullarıyla Kureyş müşrikleri arasında müslümanlar aleyhine yapılan andlaşma, başta Ebû Tâlib olmak, üzere Haşimî-lerin ve Muttalib oğullarının Beni Hâşim mahallesinde Resûl-i Kibrîyânın hatırı için toptan mahsur kaldıkları zamana rastlar. Beni Hâşim mahallesindeki bu muhasara meselesi İslâm Tarihinin en acıklı bir faslını teşkil eder. Yapılan bu kâfirâne ve zalimane muahede mucibince hiç bir satıcı Benî Hâşim mahallesine bırakılmıyordu. Mahsurlar yiyecek, içecekten ve her nevi hayatî ihtiyaçlardan mahrum bir halde bırakılmıştı. Aradan aylar, seneler geçtiği halde mahsurlara merhamet sahibi bir ferd uğramamıştı. Çocukların, kadınların açlıktan feryad ve figanı Mekke şehrini sarsıyordu. Fakat bu merhametsiz Kureyşîler bir türlü insafa geliniyorlardı. İslâm tarihi bu acıklı günlerin pek çok facialarım kayd eder.
İşte Resûl-i Zişân Efendimizin Minâ’dan hareket etmezden evvel “inşallah yarın, yani öbür gün Beni Kinane yurdu olan Muhassab’a ineceğiz” buyurmaları ve muhteşem bir hac kafilesi ile oraya varmaları aziz ve muh-tekim’olan Allah’ın yüce kudretinin Habib-i Ekrem’i hakkındaki yeni bir tecellisi idi.
Buhârî şârihi Aynî, Kureyş ile Beni Kinâne arasında yazılan bu vesika-i zalimane hakkında şu tafsilâtı verir.
Bu uğursuz sahifeyi yazan Mansur b. İkrime idi. En sonunda eli çolak olmuştu. Zübeyr b. Ebî Bekr’in Ensab’ında Bağız b. Âmir olmak üzere kaydedilmiştir. Kelbî de Mansûr b. Âmir’dir demiş, Siyer kitablarında bu sahifeyi Kabe’nin içine astıkları ve İlân-i Nübüvvetin yedinci senesi Muharrem ihtidasında Ebû Tâlib mahallesinden Hâşimîlerin ve Muttalibî-lerin muhasara edildiği bu dilsûz muhasaranın üç sene devam ettiği bildiriliyor. Sonra Cenab-ı Hak Habibi Edibini o sahifenin sön hâline muttali kılmıştır. Şöyle ki; Kabe duvarında asılı bulunan bu sahifeye Cenab-ı Hak bir kurt musallat kılmış, onda yazılı ne kadar mekruh fıkralar ve kelimeler varsa onları sildirmiştir. Yalnız onda lâfzatullah gibi mukaddes kelimeler kalmıştır. Bu vak’ayı Resûl-i Ekrem amcaları Ebû Talibe söylemiş ve Ebû Talib de Kureyş’e tevcih-i hitab ederek demiştir ki; “Benim’kardeşimin oğlu bana karşı iltizam ettiği doğru bir lisan ile demiştir ki; Allah sizin Kabe’deki sahifenize bir kurt musallat etmiştir. Ondaki zâlim kelimeleri o kurt silmiştir. Yalnız ismullah kalmıştır. Kabe’ye gidiniz, bakınız eğer kardeşim oğlu doğru ise, bu zulmünüzü, kötü düşüncelerinizi bırakınız; eğer kardeşim oğlu yalan çıkarsa, ben onu size takdim edeyim, ister öldürünüz ister diri bırakınız.” Gittiler, baktılar Resûl-i EKrem’in ihbarı bir hakikat olarak tecelli etti. Ellerindeki o sahife yere düştü, kendileri de başlarım yere eğdiler. Hâdise yıldırım sür’atiyle Mekke içine yayılmıştı. Bu defa da Kureyş Reisleri Beni Hâşim hakkında yaptıkları bu cevr-ü zulümden dolayı bir birlerini muahezeye başlamışlardı. Bunlardan Mutim b. Adiyy b. Kays, Zem’a b. Esved, Ebü’l-Buhturî, İbn Hâşim, Zuheyr b. Ebî Ümeyye silahlanıp Benî Haşim ve Beni Abdulmüttalibe vardılar. Herkesin serbest evlerine dağılmalarını emrettiler. Şı’b-ı Ebû Tâlib’den mahsurların halâs ve hurucu nübüvvet-i Ahmediye’nin onuncu yılına tesadüf etmişti ve muhasara üç sene devam etmişti.[Miras, Kâmil, Tecrîd Tereemesi, VI, 183-184. (birinci baskı).]
Bu hadisle ilgili görüşler 1208 numaralı hadiste geçmiştir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar