SÜNEN EBU DAVUD
BUYU’ ve İCARE BAHSİ
DEVAM: 9. Borç Konusunda Şiddet Göstermek
Câbir (r.a)’den rivayet edilmiştir; der ki: Rasûlullah (s.a.v.), borçlu olarak ölenin cenazesini kılmazdı. (Bir gün) bir cenaze getirildi. Rasûlullah (s.a.v.): “Onun borcu var mı?” diye sordu.
Evet, iki dinar borcu var, dediler. “Arkadaşınızın namazını kılınız” buyurdu. Bunun üzerine, Ensar’dan olan Ebû Katâde; O iki dinarı ben yükleniyorum, Ya Rasûlallah, dedi. Hz.Peygamber de adamın namazını kıldı.
Allah (c.c), Rasûlüne fetihler müyesser buyurunca Efendimiz: “Ben her mü’mine kendi nefsinden daha evlâyım. Her kim borç bırakırsa (borçlu ölürse) onu ödemek bana aittir. Kim de mal bırakırsa vârislerine aittir” buyurdu.
İzah:
Buharî, ferâiz; Müslim, ferâiz; Tirmizî, cenâiz; İbn Mâce, mukaddime, sadakat; Nesâî, cenâiz, iydeyn
Buharî’nin Seleme b. el-Ekva’dan rivayet ettiği hadise göre, Hz. Nebi’e üç cenaze getirilmiş, Efendimiz her birisi için borcunun olup olmadığını sormuş, birincisinde “hayır” cevabını alıp cenazesini kılmış, ikincisinin borcu olduğunu fakat üç dinar da para bıraktığını öğrenmiş ve onun da cenaze namazını kılmış, üçüncünün ise borcu olduğunu fakat geride bir şey bırakmadığını söylemişler, o da cemaate; “Siz namazını kılın” diye emretmiş, Ebû Katâde’nin o zâtın borcunu yüklenmesi üzerine Efendimiz de namazım kılmıştır.
Ehû Davud’un rivayetine benzer bir-Jıadis, Müslim’de, beş ayrı rivayet halinde Ebû Hureyre’den nakledilmiştir.
Gösterilen rivayetlerin tümünde; Hz. Nebi’in, getirilen bir cenazenin namazına durmadan önce onun borcunun olup olmadığını sorduğu, yoksa veya borcu olduğu halde geriye mal birakmışsa cenazesini kıldığı, borcu olup malı bulunmazsa kendisinin kılmayıp sahâbîlerine kılmalarım emrettiği anlaşılmaktadır.
Bazı âlimler, Hz. Nebi’in bu davranışını iki türlü yorumlamışlardır:
a) İnsanları borçtan sakındırmak, ödemedeki kusur ve savsaklamaya ceza olarak borçluların namazını kılmazdı.
b) Borçlunun üzerindeki kul hakkından dolayı duasının makbul olmaması endişesiyle kılmazdı.
Bazı âlimler ise, Hz. Nebi’in borçluların namazını kılmamasının; “Kim borçlu olarak ölürse, o borç bana aittir.” sözü ile neshedildiğini söylerler. Nitekim Sahih-i Müslim Şerhi’nde,.İbn Abbas’dan rivayet edildiği söylenen bir hadiste şöyle denilmektedir:
“Hz. Nebi (s.a.v.), borçlu olarak ölen kimsenin namazını kılmıyordu. Derken bir zat vefat etti. Rasûlullah (s.a.v.):
“Bunun borcu var mı?” diye sordu. Evet, dediler.
“Öyleyse cenazenizin namazını kılın” buyurdu.
Bunun üzerine Cebrail (a.s) inerek şunları söyledi:
Allah (Azze ve Celle) buyuruyor ki: “Benim indimde zalim ancak zulüm, israf ve isyan hususunda borçlanandır; çoluk çocuk sahibi namuslu kimseye gelince onun namına ben ödeyeceğine kefilim.”
Bunu işitince Nebi (s.a.v.) hemen o zâtın cenaze namazını kıldı ve bundan sonra:
“Her kim yoksulluk veya borç bırakırsa bana yahut benim üzerime kalır; kim miras bırakırsa ailesi efradına kalır.” buyurdu. Bir daha böylesinin namazlarını kıldı.”[A. Davudoglu, Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, VIII, 138-139.]
Üzerinde durduğumuz hadiste; Ebû Katâde’nin, ölenin borçlarına kefil olması üzerine Rasûlullah’ın cenaze namazını kıldığı görülmektedir. Bu durum, ölünün borcuna kefil olmanın caiz olduğunu gösterir.
Aliyyü’1-Kârî, Mirkât’da, Şerhu’s-Sünne’den şunları nakleder:
“Hadis; ister geride mal bıraksın, ister bırakmasın, ölünün borcuna kefil olmanın caiz olduğuna delildir. Bu, ulemanın çoğunluğunun görüşüdür. İmam Şafiî de aynı görüştedir. Ebû Hanîfe ise, geriye mal bırakmadığında kefaletin caiz olmadığını söyler. Bir kimse hür bir müslümanın borcuna kefil olsa ve borçlu ölse, ittifakla kefalet devam eder. Borçlu fakirin ölümü, kefaletin devamına mani olmadığına göre ölüye kefil olmak da caizdir.”
Tıybî ise; “Hadise sarılmak, bu kıyastan daha evlâdır.” der.
Kârî devamla şöyle demektedir: Bazı âlimlerimiz; Ebû Yusuf, Muhammed, Mâlik, Şafiî ve Ahmed, hadise sarılmışlar ve ölen borçluya -mal bırak-masa bile- kefil olmanın caiz olduğuna hükmetmişlerdir. “Çünkü eğer sahih olmasaydı, Hz. Nebi o zâtın cenaze namazını kılmazdı.” derler.
İmam Ebû Hanîfe rahimehullah; “Müflis olarak ölene kefalet sahih değildir. Çünkü müflis olarak ölen birinin borcuna kefil olmak, düşmüş bir borca kefil olmak demektir. Düşmüş bir borca kefil olmak da bâtıldır. Hadisteki hâdisenin önceden olan bir kefaleti ikrar olması muhtemeldir. Çünkü kefalette ikrar ve inşa lafzı aynıdır. Ayrıca bir fiilin hikâyesi umum ifade etmez. Sonra, Ebû Katâde’nin sözünün kefalet değil bir va’d olması da mümkündür. Hz. Nebi’in namaz kılmak istememesi, ona borcunu ödeme yolunu göstermek içindir. Bu zahir olunca da namazını kılmıştır.” der.
Mirkât’tan yaptığımız bu nakiller, ölüye kefalet konusunu yeteri kadar açıklığa kavuşturdu sanıyoruz.
Hadisin devamında; Cenab-ı Allah Hz. Nebi (s.a.v.)’e fetihler müyesser kılıp, hazineye ganimetler dolunca Efendimiz’in borçlu olarak ölenlerin borcuna kefil olduğu ve, “Ben bütün mü’minlere kendi nefislerinden daha evlâyım” buyurduğu görülmektedir.
Busöz: “O Nebi mü’minlere öz nefislerinden evlâdır…”[Ahzâb 6] âyet-i kerimesinden iktibastır.
Hz. Nebi’in, mü’minlere kendi nefislerinden evlâ oluş yönünü» merhum H. B. Çantay değişik tefsirlerden nakille şöyle izah eder:
“Din ve dünya işlerinin hepsinde evlâdır. Zira Nebi, mü’minlere salah ve selâmetlerini mucib şeylerden başkasını emretmez ve razı olmaz. Fakat nefs böyle değildir. Binaenaleyh mü’minler, Nebiini nefislerinden daha çok sevmeli, onun emrini herşeyden üstün ve nafiz tanımalıdır (Beyzavî). İbn Mes’ud radıyallahü anh’ın kıraetinde, “Ve o (Nebi) onların (mü’minlerin) babasıdır.” ziyadesi vardır, (bu şazdır). İmam (Mü-câhid) der ki: Her Nebi ümmetinin manevî babasıdır. Bundan dolayıdır ki, mü’minler de birbirleriyle din kardeşi olmuşlardır (Medârik). İmam Ahmed’le Buhari, Müslim, Nesâî, İbn Mâce’nin Enes radıyallahü anh’den tahric ettikleri bir hadis-i şerif meali: “Sizden herhangi biriniz beni evladından, babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe hakiki mirinin olamaz.”[Kur’ân-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm, II, 740.]
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar