SÜNEN EBU DAVUD
VİTR BAHSİ
14. Kur’an-ı Kerim Okumanın Sevabı
Osman (r.a.)’den; demiştir ki: Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Öğrenen ve öğretendir.”
İzah:
Buhârî, fedailü’l-Kur’an; Tirmİzi, sevâbu’l-Kur’an; İbn Mâce, mukaddime; Darimi, fedâilü’l-Kur’ân; Ahmed b. Hanbel I, 57, 58, 69, 153.
Öğrenen ile Öğreten kelimeleri arasındaki atıf edatı, rivayetlerin çoğunda burada olduğu gibi vav”dır.Bazı rivayetlerde ise bu atıf Ev şeklinde vârid olmuştur. Bu takdirde “ev” ya vâv manasına kullanılmış olur ya da “yahut” mânâsına tenvi’ içindir. Bu ikinci mânâya göre, Kur’an’ı öğrenme veya öğretme işlerinden birini yapan ve onları en güzel biçimde yerine getiren, mü’minlerin en hayırlıları cümlesine dâhil olmuş olur. Öğrenme ile öğretme arasıdaki ortak nokta kendisini ve başkasını kemâle erdirme yönüdür.
Onun için bu, “(insanları) Allah’a davet ve (kendisi de) iyi amel (ve hareket) eden ve ben, müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim vardır?”[Fussılet 33] âyeti kerimesinin ifade ettiği mânâ cümlesindendir.
Hadis-i şerifin zahiri Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve öğretenin mutlak olarak başkalarından daha efdal olduğuna delâlet etmektedir. Buna sebeb bu durumda olan mü’minin kendisinden kemâle ermiş ve başkasını da erdirmiş olmasıdır. Ancak şu hatırdan çıkarılmamalıdır ki, öğrenme ve öğretme Kur’-an’ın muktezasmca amel edilmek suretiyle gerçekleşir. Bu sebeple ulema, Allah’a isyan edenin ne kadar çok Kur’an okursa okusun, câhil olduğunda ittifak etmiştir.
Hadisteki ifadeden mutlak olarak manasını anlamadan Kur’an-ı Kerim’i öğrenip öğretenlerin fakihlerden daha üstün olduğu anlaşılmamalıdır. Çünkü bu hadise muhatap olanlar aynı zamanda fakih idiler. Onlar arab lisanını o kadar güzel biliyorlardı ki, okur – okumaz Kur’an’ı anlıyorlardı. Fıkıh onlar için bir seciye olmuştu. Günümüzde de eğer ashâb-ı kiram gibi lisan ve fıkıh seciyesine sahib olanlar varsa, onların Kur’an öğrenen ve öğretenleri de hayırlılar cümlesine dâhildirler.
Hadis-i şerifin ifâdesinden Kur’an-ı Kerim’i öğrenen ve öğretenin İslâm için cihad edenlerden, emir bü’-ma’ruf ve nehiy ani’l-münker yapandan daha efdal olduğuna dair bir sonuca varılabilir. Ama bu izaha muhtaçtır.
Fethü’l-Bârî’deki ifâdeden anladığımıza göre hatırdan çıkarmamalıdır ki, bir hareketin üstünlüğü, İslama sağladığı menfaatin azlık veya çokluğu ile orantılıdır. Faydası çok olan amel ve o ameli işleyen, faydası daha az olandan daha efdaldir. Dolay isiyle Allah için can ve mal ile cihâd veya insanlara iyiliği emredip kötülükten sakındıran, eğer tslâm açısından daha çok faydalı ve faydası daha şümullü ise, daha efdal demektir. O zaman bu hadis-i şerifteki hayırlılık ya sadece Kur’an-ı Kerim öğrenme ve öğretme hitabına tahsis edilen belirli bir cemaatle mukayettir, yahut da Kur’an-ı Kerim’den başka şeyler öğrenip öğretene nisbetle Kur’an-ı Kerim öğrenen ve öğretenin üstünlüğü kast edilmiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim, sözlerin en güzelidir. Onu öğrenen de başka şeyler öğrenenlerden daha üstündür.
Hadisin mutlak ifâdesini göz önüne alarak Kur’an-ı Kerim Öğretmeyi diğer bütün amellerden üstün tutanlar da vardır. Süfyan es-Sevrî’ye göre, Kur’an-ı Kerîm öğretenle cihad edenden hangisinin daha üstün olduğu sorulduğunda, üzerinde durduğumuz hadisi esas alarak Kur’an öğreteni tercih etmiştir. Buna göre bir âyet bile olsa Kur’an-ı Kerim öğretimi ile meşgul olmak, başka her şeyden daha üstündür. Çünkü yukarıda da temas edildiği gibi Allah Teâlâ’nın kelâmı diğer tüm sözlerden daha efdal, Allah’ın kelâmım öğrenen ve öğreten de nebilerden sonra insanların en Üstünüdür. Zira Kur’an’ı öğrenen âlimdir, âlimler de nebilerin vârisleridir. Nesâî, İbn Mâce ve Hâkim’in rivayet ettikleri şu hadis-i şerif bu gerçeği gözler önüne sermektedir: “Kur’an ehli olanlar, Allah’ın ehli ve sevgilileridirler.”
Manasım hiç anlamadan Kur’an-ı Kerim’i okuyup okutmak mı, yoksa ahkâm-ı şer’iyyeye tealluk eden ilimlerle meşgul olmak mı daha efda-dir? Sorusuna İbnu’I-Cevzî şu cevâbı vermiştir:
“Kur’an-ı Kerim ve ahkâm-ı şe’iyyeden kişiye lâzım olanları öğrenmek, herkes için farz-ı ayındır. Bunların tamamım öğrenmek ise, farz-ı kifâyedir. İnsanlardan bir kısmı öğrenirse, diğerlerinden sorumluluk düşer, ama kişiye lâzım olacak olandan fazlasında fıkıhla meşgul olan daha efdaldir. Bu, insanların ihtiyacı ile alakadardır. İnsanların fıkha olan ihtiyaçları da daha fazladır. Hz. Peygamber zamanında Kur’an-ı Kerim okuyanlar cemaatin en fakîhi oldukları için namazda imamet konusunda Kur’an’ı iyi okuyanlar takdim edilmiştir.”
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar