SÜNEN EBU DAVUD
SALATU’S-SEFER BAHSİ
DEVAM: 5. Yolculukta İki Namazı Birleştirerek Kılmak
Abdullah b. Dinar’dan; dedi ki: Ben Abdullah b. Ömer’le bir (yolculuk yapar)ken güneş battı, (beraberce) yola devam ettik. Akşam olduğunu görünce “namaz (zamanı geldi)” dedik. Yola devam etti. Nihayet şafak kayboldu da yıldızlar (batıya) kaymaya başlayınca (hayvanından) inerek iki namazı birden kıldı. Sonra; “Ben, Resûlullah’ın acele yola çıktığı zaman namazı şu benim kıldığım gibi kıldığını gördüm. Bu iki namazı gece (girdik)den sonra birleştirdi” dedi.
Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi Âsim b. Muhammed’de kardeşi (Ömer b. Muhammed) vasıtasıyla Salim ‘den rivayet etmiştir. îbn Ebî Necîh de bu hadisi İsmail b. Abdurrahman b. Zübeyr’den; “îbn Ömer’in bu iki namazı birleştirmesi şafak kaybolduktan sonra idi” şeklinde rivayet etti.
Diğer tahric: Beyhakî, es-Sünenü’l-kührâ, III 160.
AÇIKLAMA:
İmam Mâlik bu hadisi delil getirerek sadece acele yola çıkan bir kimsenin iki namazı birden kılmasının caiz olacağını söylemiştir. İbn Hubeyb ise, bu cevazın sadece bilfiil yolculuk yapmakta olan bir kimseye ait olduğunu, istirahat için yolculuğuna ara veren kimsenin bu cevazdan faydalanamayacağı görüşündedir. Delili de Buhârî’nin rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir: “Resûlullah (s.a.v.) (yolculuk esnasında) yürüyüş üzere olduğu vakitte öğle ile ikindi namaz(lar)ım, akşam ile yatsıyı cem’ ederdi.” Buhârî, taksîrü’s-salât
Yolculukta gerek yola devam esnasında gerekse istirahat esnasında namazları cem’ederek kılmanın mutlak surette caiz olduğunu söyleyen cumhûr-ı ulemânın delili ise, daha önce tercemesini sunduğumuz 1206 numaralı hadis-i şeriftir.
Hanefî ulemasına göre ise, Resûl-i Ekrem (s.a.v.) hadis-i şerifte söz konusu olan bu namazı şafak (akşam vakti girince ufukta beliren kızıllık veya beyazlık) kaybolmadan önce kılmıştır. Delilleri ise, daha önce tercümesini sunduğumuz 1212 numaralı hadistir. Sözü geçen hadis-i şerifte Resûl-i Ekrem’in akşam namazım şafak kaybolmadan az önce kıldığı açıkça ifade edilmektedir.
Cumhûr-ı ulemâ ise, Hanefî ulemâsının bu görüşüne “bu iki ayrı olaydır, ayrı ayn zaman ve mekânlarda vukua gelmiştir. Birinin diğeriyle ilgisi yoktur” diyerek itiraz etmişlerdir.
Hanefî ulemâsı, İbn Ebî Necîh’in; “İbn Ömer bu namazları şafak kaybolduktan sonra birleştirerek kılmıştı” mealindeki rivayetinde geçen “şafak” kelimesine kızıllık mânâsını vermişlerdir. Bilindiği gibi kızıllık kaybolduktan sonra bir beyazlık girer ki, İmam Ebû Hanife’ye göre bu beyazlık devam ettiği müddetçe akşam namazının vakti de devam eder. Bu durumda İbn Ömer yine de akşam namazım kendi vakti içerisinde kılmış, akşam namazım bitirir – bitirmez de yatsı namazı vakti girdiğinden hemen yatsıyı kılmıştır. Öyleyse akşam son vaktinde yatsı da ilk vaktinde kılındığı için peşi peşine kılınmışlardır ve hiçbirisi vaktinin dışına çıkarılmamıştır. Cumhûr-ı ulemâ Hanefî ulemâsının bu görüşüne Nesâî’nin rivayet ettiği: “Himâya giderken îbn Ömer’e arkadaş oldum. Güneş batınca namaz kılalım diyecektim, fakat durmadı. Ufuktaki beyazlık kaybolup akşam karanlığı basınca bineğinden indi. Üç rekat akşam, iki rekat yatsı namazlarını kıldıktan sonra:
Resûlulah’ın böyle yaptığını gördüm[Nesâî, mevâkît] dedi, mealindeki hadis-i şerifi delil getirerek itiraz etmişler ve “bu hadis beyazlığın da kaybolduğunu açıkça ifade ediyor” demişlerdir. Ancak Hanefî uleması onlara “Nesâî’nin ha- dişinde geçen beyazlıktan maksat kızıllıktan sonra ortaya çıkan beyazlık değil, güneş battıktan sonra ortaya çıkan birinci beyazlıktır” diye cevab verirler.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar