SÜNEN EBU DAVUD
SALATU’L-İSTİSKA BAHSİ
4. (Her Rekatte) Dört Rükû’ Vardır Diyenlerin Delilleri
Câbir b. Abdillah’den; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) zamanında güneş tutuldu. Bu, Peygamber (S.A.V.)’in oğlu İbrahim öldüğü gün olmuştu. İnsanlar, “Güneş ancak İbrahim öldüğü için tutuldu” dediler. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) kalkıp cemaate dört secdede (iki rekatte) altı rükû’ ile namaz kıldırdı. (Bu namazda) önce tekbir aldı, sonra (Kur’ân) okuyup kıraati uzattı. Sonra rükû’a eğilip kıyamda kaldığı kadar rüku’da kaldı. Bilâhere başını kaldırıp önceki kıraatten biraz daha az okudu. Tekrar rükû’a varıp kıyamdaki kadar kaldı. Sonra yine başını kaldırıp ikincisinden az olmak üzere üçüncü defa okudu. Yine başını kaldırıp secdeye kapandı. İki kere secde yapıp ayağa kalktı. (İkinci rekatte de) secde etmeden önce üç defa rükû’ yaptı. Bu rükûların her biri kendisinden sonraki rükûdan daha uzundu. Ancak bunlar, kıyamı kadarlardı. Resûlullah (bundan) sonra namazda olduğu yerinden biraz geriledi. Bunu gören cemaat de onunla birlikte geriledi. Sonra ilerleyip yine eski yerine durdu. Bunun üzerine saflar (cemaat) da ilerlediler. Resûlullah, güneş doğarken namazını tamamlayarak (cemaate) şöyle hitab etti:
“Ey insanlar! Şüphesiz güneş ve ay Allah’ın kudretine (delâlet eden) âyetlerinden iki âyettirler. Bir beşerin ölümünden dolayı tutulmazlar. O halde siz bunu (güneş veya ay tutulmasını) gördüğünüz zaman (açılıncaya kadar) namaz kılınız.”
(Râvi Ahmed b. Hanbel) bundan sonra hadisin kalanını söyledi.
İzah:
Müslim, istiskâ
Bu rivayette bahsedilen hâdisenin bir önceki rivâyettekinin aynısı olduğu zannedilmektedir. Bu hadiste açıkça görüldüğü gibi rivayete konu olan olay, Hz. Peygamber’in oğlu İbrahim’in öldüğü güne tesadüf etmiştir.
İbrahim, Resûlullah’ın hanımı Mısır’h Mâriye’den dünyaya gelen oğludur. Hicretin sekizinci yılı Zilhicce ayında doğmuş, on sekiz aylıkken Hicrî onuncu yılda vefat etmiştir. Efendimiz’in Hz. Hadice’den olan diğer iki oğlu Kasım ve Abdullah gibi İbrahim’in ömrü de kısa olmuştur.
Haberden anladığımıza göre, o gün Nebiyy-i Zişan Efendimiz herbirinde üçer rükû ve ikişer secde olmak üzere iki rekat namaz kılmıştır. Bu rekatlerde rükûlarda kalış müddetleri, kıyamlarda kalış müddetlerine denk veya onlara yakın olmuştur. Bu kıyam ve rükûların uzunluğunun baştan sona doğru uzadığı görülmektedir. Hz. Peygamber’in bu rükûlarda bir şeyler okuduğuna dair herhangi bir rivayet mevcut değildir. Ancak ulemânın rükû’da kıraatin olmadığına dair olan ittifaklarına bakarak, Efendimizin rüku’da teşbih ve zikirle meşgul olduğunu söylemek mümkündür.
Bir rekatte birden fazla rükû’ olduğunu söyleyenler ilk kıyamda Fatihanın ve Kur’an’dan bir bölümün varlığında hemfikir olmakla beraber, ikinci kıyamda Fatiha okunup okunmayacağında farklı görüştedirler. Mâlik, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ikinci kıyamda da Fâtiha’nın okunması gerekir. Çünkü her rüku’dan Önce Fatiha bulunmalıdır. Muhammed b. Seleme bunun tamamının tek rekat olduğunu söyleyerek ikinci kıyamda Fâtiha’nın okunmasına lüzum görmemiştir.
Bu rivayette, secdeden evvelki kavmenin uzatılacağına dair bir kıyda rastlanmamaktadır. Ebû Dâvûd’da bundan sonra gelecek olan rivayette ve Müslim’in yine Câbir’den naklettiği bir haberde Hz. Peygamber’in secdeye varmadan önceki kavmeyi de uzattığı belirtilmektedir. Ancak Nevevî bu rivayeti “Şâz” olarak nitelendirmiştir. Kadı îyaz ; secdeden evvelki kavmenin uzatılmayacağında ulemânın icmâ ettiğini nakletmiş, bu iki rivayette işaret edilen uzatmadan maksadın itmi’nan olduğunu söylemiştir.
Yine bu rivayette, Hz. Peygamber’in secdeleri uzattığından bahsedilmemektedir. Birkaç hadis sonra gelecek olan Semure b. Cündüb’ün rivayetinde ise, başka namazların hiç birinde olmadığı ölçüde secdelerin uzatıldığı söylenmektedir. Ahmed b. Hanbel ve Buhârî’nin Hz. Esmâ’dan yine Buhâ-rî ve Müslim’in Abdullah b. Amr b. el-Âs’dan yaptıkları rivayetlerde de Resûlullahın secdeleri uzattığı anlaşılmaktadır. Abdullah b. Amr’in rivayetinde Hz. Âişe’nin; “ben ömrümde hiç böyle uzun secde yapmadım” dediği nakledilir.
Secdeler arasındaki celse (oturuş)nin uzunluğu meselesi de bu rivayette bahsedilmeyen konular arasındadır. Nesaî ve İbn Huzeyme’de İbn Ömer’den nakledilen bir rivayette; “…sonra başını kaldırıp oturdu. Bu oturuşu o kadar uzattı ki bir daha secde etmeyeceği sanıldı…” denilmektedir. Hafız bu hadis için-“sahih” kaydını koyduktan sonra, “secdeler arasındaki oturuşun uzatılacağına dair bundan başka bir nakle rastlamadım” der. Malikî, Şafiî ve Hanbelîler secdeler arasındaki oturuşun uzatılmayacağını söylerler.
Bir önceki Hz. Âişe rivayetinden farklı olarak» burada Hz. Peygamberin namaz esnasında önce biraz gerilediği, sonra tekrar ilerleyip eski yerine geldiği bildirilmektedir. Müslim’in Câbir’den rivayet ettiğine göre, Resûlul-lah’ın gerilemesine sebeb, kendisine cehennemin gösterilmiş olmasıdır. Tekrar ilerleyip eski yerini alması da Cennetin gözleri önüne getirilmesinden dolayıdır, işâret edilen Câbir hadisinde Hz.Peygamber; “…Size vadedilen herşeyi şu namazımda gördüm. Emin olun ki, bana Cehennem getirildi. Bu, alevi bana dokunur korkusuyla gerilediğimi gördüğünüz zaman oldu, hatta arada çomak sahibim ateş içinde bağırsaklarım sürerken gördüm. O adam (vaktiyle) hacıların parasını çomağı ile çalardı. Eğer bu fark edilirse, “çomağıma takıldı” der, anlaşılmazsa, alıp götürürdü. Ben yine orada, vaktiyle kedisini bağlayıp aç tutan ona yerin h aşeratından yemesine müsâde etmeyen kedi sahibi kadını da gördüm. O kadının kedisi açlıktan ölmüştü. Sonra bana Cenneti de getirdiler. Bu da, eski yerime gelinceye kadar ilerlediğimi gördüğünüz sırada oldu. Yemin ederim ki elimi uzattım, siz güresiniz diye Cennetin meyvelerinden koparmak istiyordum. Sonra bunu yapmamayı uygun buldum, İşte ben bu namazda size va’dedilen her şeyi görmüş oldum” buyurmuştur.
Nesaî’nin Abdullah b. Amr b. el-Âs’dan yaptığı rivayette de, Müslim’inkine benzer şeyler söylenmektedir.
Resül-i Ekrem namazdan sonra cemaate; “böyle bir şey gördüğünüz zaman (güneş) açılıncaya kadar namaza devam ediniz” buyurmuştur. Bu “küsûf namazım kılanla:, güneşin açılması gecikirse, fazla rükûlara başkalarını da ilâve edebilir” diyenler için delildir. İbn Huzeyme, Îbnu’l-Münzir ve Hattâbî bu fikre sahib olanlardandır.
Rivayetin sonundaki; “Ahnıed hadisin kalanım sevk etti” ifâdesinden bu rivayetin daha devamının olduğu ancak burada tamamının zikredilmediği anlaşılmaktadır. Bu rivayetin aynı senetle olan bir devamına rastlanmamıştır. Ancak Müslim, Abdullah b. Numeyr, Abdulmelik, Atâ ve Câbir kanalıyla yukarıya son bölümünün tercemesini verdiğimiz haberi nakl etmiştir.
Üzerinde durduğumuz rivayetin sonunda sevk edildiği belirtilen ilâvenin bu kısım olması muhtemeldir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar