SÜNEN EBU DAVUD
CİHAD BAHSİ
98. (Kafirlerin Hesabına) Casusluk Yapan Kimsenin Müslüman Olduğu Ortaya Çıkınca Nasıl Muamele Yapılır?
Ali b. Ebi Talib’in katibi olan Ubeydullah b. Ebi Rafi’ dedi ki: Ben Ali (r.a.)’i (şöyle) derken işittim: Rasûlullah (s.a.v.) benî Zübeyr ve Mikdad-ı; “Haydin Hâh bahçesine gidin! Orada, yanında mektup bulunan bir câriye vardır. Mektubu ondan alın”
diyerek gönderdi. Atlarımızı koşturarak yola koyulduk. Bahçeye vardık. Derken ansızın cariye karşımıza çıkıverdi. Bunun üzerine: Mektubu getir, dedik.
Bende mektup yok, cevabını verdi. Ben de: Ya mektubu çıkarırsın, yahut da elbiseleri bırakırsın! dedim. Bunun üzerine örülü saçlarının arasından mektubu çıkardı. Biz de onu peygamber (s.a.v.)’e getirdik. Bir de ne görelim mektup Hatıb b. Ebi Beltea (tarafın)dan Rasûlullah (s.a.v.)’in bazı işlerini haber vermek üzere bazı müşriklere (hitaben yazılıp gönderilmiş) Rasûlullah (s.a.v.); “Ey Hatıb! Bu nedir?” diye sordu. (Hatıb); Ey Allah’ın Rasûlü! Benim hakkımda (hüküm vermekte) acele etme. Ben Kureyş’in müttefiki idim. Ama onlardan değildim. Şurası bir gerçek ki (Muhacirlerden) Kureyş (kabilesine mensup bazı kimseler) in Mekke’de hısımları vardır. (Bu akrabalar) hısımlıkları sebebiyle (muhacirlerin) Mekke’de bulunan ailelerini koruyorlar. Benim (Mekkelilerle olan hısımlığım) kalmayınca onlara bir iyilik yapmayı ve bu iyilik sebebiyle (oradaki) akrabalarımı korumalarını (sağlamayı) arzu ettim. Allah’a yemin olsun ki ey Allah’ın Rasûlü bende küfürde yok, dinden dönme de yok dedi. Rasûlullah (s.a.v.)’de;
“(Bu adam), size doğru söyledi” buyurdu. Bunun üzerine Ömer; Beni bırak ta şu münafığın boynunu vurayım, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de; “Gerçekten o Bedir (muharebesin) de bulunmuştur. (O’nun katle layık olduğunu nereden biliyorsun. Allah onların durumuna muttali olduğu için Bedir ehli hakkında; “İstediğinizi yapınız. Ben sizi affettim.” buyurmuştur.” cevabını verdi.
İzah:
Buhari, cihâd; Tefsir sûre; Meğazi; Müslim, Fezailu’s-sahâbe; Tirmizi, Tefsir sûre, ;Ahmed b.Hanbel 1,79.
Hz. Hâtıb’ın babası Ebu Beltea’nın ismi Amr b. Umeyr b. Seleme’dir. Hz. Hâtıb’ın başından geçen bu hadise üzerine yüce Allah onun hakkında; “Ey iman edenler Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri veliler (dostlar) edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar ettikleri, Rabbiniz Allah’a inandığınızdan dolayı Rasûlü ve sizi (yurdunuzdan sürüp) çıkardıkları halde siz onlara sevgi (belirtecek mektup) ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa içinizde onlara sevgi (mi) gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz h erse yi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur.”[Mümtehine 1] mealindeki ayet-i kerimeyi indirdi. Müfessirlerden Ebü Ömer’e göre bu ayette geçen “Ey mü’-minler!…” hitabına Hz. Hatıb da dahil bulunduğundan Cenab-ı Hak bu ayet-i kerime ile Hz. Hâtıb’ın imanına şahitlik etmiştir. Aslında Hatıb mühim hizmetlerde bulunmuştur. Bunlardan en önemlisi hicretin altınca yılında Hudeybiye dönüşünde Peygamber efendimiz tarafından bir mektupla Mısır ve İskenderiye Meliki Mukavkıs’e elçi olarak gönderilmesidir. Bu elçiliğinde Hz. Hatıb Mukavkıs’m yanında beş gün kalmış ve bir takım hediyelerle dönmüş gelmiştir. Bu hediyeler Düldül adındaki meşhur beyaz katır, gufeyr adında bir merkep, elbise vesaire ile Peygamberimizin oğlu İbrahim’in anası Mariye ve hemşiresi “Şirin” idi. Rasûlullah Sirin’i Hassan b. Sabit’e hediye etti.
Hz. Hâtıb, Ebu Bekr Sıddık’ın hilafeti zamanında Mısır’a gönderilmiş ve Mısırlılarla sulh akdetmiştir. Bu sulh, Mısır’ın, hicretin 20. yılında Amr b. As tarafından fethi zamanına kadar yürürlükte kalmıştır. Hz. Hâtıb tacirdi. Vefatında dört bin dinar nakit ile birçok servet bıraktı. Hicretin otuzuncu yılında vefat etmiş ve namazı Hz. Osman tarafından kıldırılmıştır.[Miras Kâmil, Tecrid-i sarih, X, 324.]
Hz. Hatıb’ın sözü geçen mektubu gönderdiği kimseler, Mekkeli müşriklerden Süheyl b. Amr ile Safvan b. Ümeyye ve İkrime b. Ebi’Cehl idi. Hz. Hatıb bu mektubunda Hz. Peygamberin bir savaş hazırlığı içinde bulunduğunu ve Mekke üzerine yürümesi ihtimalinin çok kuvvetli olduğunu yazmıştır. Hz. Ali’nin rivayetine göre Yüce Allah peygamberini bu mektuptan haberdar etti ve Mekke’yi fethetme düşüncesinin Mekkeli müşriklere ulaşmasına engel oldu. Buhârî sarihlerinden Bedrüddin Ayni’nin bildirdiğine göre bu mektup şu mealde idi:
“… Ey Kureyş cemaatı! Rasûlullah (s.a.v.) size karşı mühim bir kuvvetle varıyor ki gece karanlığı gibi korkunç olan bu ordu sel gibi akacaktır. Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah üzerinize yalnız başına gelse bile Allah onu size galip kılacaktır ve verdiği va’di yerine getirecektir. Vaktinde başınızın çâresine bakınız! vesselam.”Sözü geçen mektubu Mekke’ye iletmek isterken yakalanan kadının ismi Sârâ’dır. Hatib bu kadını on dinara tutmuştu. Hz.Peygamber bu kadının Ebu Süfyan’ın karısı Hind ile beraber öldürülmesini emretmişti. Fakat bu kadın Abdülmuttalip oğullarının azatlı cariyelerinden bulunduğundan affolunması rica edilince affolunmuştur. Hz. Ömer’in hilafeti zamanına kadar yaşamış nihayet bir süvarinin atının ayakları altında çiğnenerek ölmüştür.[bk. Miras Kâmil, Tecrîd-i sarih, X, 322.] Metinde her ne kadar Hz. Peygamber, Hz. Hatıb’ın doğru söylediğini ifade ettikten sonra, Hz. Ömer’in Hz. Peygamberin bu açıklamasıyla yetinmeyip Hz. Hatıb’ın boynunu vurmak için izin istediği ifade ediliyorsa da, İbn Hacer’in bildirdiğine göre Hz. Ömer, Hz. Peygamber’in emrine aykırı hareket eden bir kimsenin boynunun vurulacağını zannettiği için onu öldürmeye niyetlenmiş, fakat bu düşüncesinin isabetli olup olmadığını iyice kestiremediği için de Hz. Peygamber’den izin istemiştir. Yoksa Hz. Ömer’in Hz. Peygamberin sözü veya hükmünden kılpayı ayrılması bile düşünülemez. Tarih buna şahittir.
Ayrıca Halebî’nin siyerinde Hz. Ömer’in bu çıkışının aslında Hz. Peygamberin yaptığı açıklamadan önce olduğu, fakat ravilerden bazılarının yanlışlıkla takdim ve tehir suretiyle bu sırayı değiştirdikleri ifade edilmektedir.
Yine Hafız İbn Hacer’in açıklamasına göre bazı kimseler, Rasûl-i zişan efendimizin metinde geçen, “İstediğinizi yapın sizi affettim*’ anlamına gelen cümlesindeki, Bedir mücahidlerinin günahlarının affedilmesi ile ilgili müjdenin Bedir mücahidlerinin geçmiş günahlarıyla ilgili olduğunu, Bedir savaşından sonra işleyecekleri günahların da affın kapsamına girmeyeceğini iddia etmişlerse de aslında bu müjde, Bedir mücahidlerinin ölünceye kadar işleyecekleri günahları kapsamına almaktadır.
Binaenaleyh metinde geçen, “Affettim” kelimesinin geçmiş zaman sığasıyla (kipiyle) kullanılmasından maksat, Bedir mücahidlerinin sadece geçmiş günahlarının affedilmiş olduğunu bildirmek değil, Bedir mücahidlerinin günahlarının kesinlikle affedileceğini bildirmektir. Çünkü istikbale ait bir haberin mazi siğasıyla bildirilmesi o haberin kesinlikle meydana geleceğini ifade eder. Nitekim Hz. Peygamberin, Hz. HatnVın, bu günahı Bedir savaşından sonra işlemesine rağmen, Bedir mücahidlerinden olduğu için onun bu günahının affedilmiş olabileceğinden bahsetmesi de bu gerçeği tekid etmektedir.
Yine metinde geçen, “İstediğinizi yapınız.” anlamındaki cümleyle Bedir mücahidlerinin şerefi, büyüklüğü ve işleyecekleri günahların affedildiği ifade edilmek istenmiştir. Yoksa, “size herşey helaldir her istediğinizi yapınız.” gibi bir mânâ kasdedilmemiştir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar