Sünen-i Ebu Davud – SÜNEN EBU DAVUD

SÜNEN EBU DAVUD

SÜNEN EBU DAVUD

EYMAN VE’N-NUZUR BAHSİ

DEVAM: 23. (Tüm) Malını Sadaka Olarak Vermeyi Adayan Kimse Hakkındaki Hadisler

Kâ’b b. Mâlik’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ya Rasûlallah! Şüphesiz malımın tümünü Allah ve Rasûlü’ne sadaka olarak çıkarmam, benim Allah’a tevbemdendir, dedim. Hz. Nebi: “Hayır” buyurdu. Yarısını, dedim. “Hayır” buyurdu. Üçte birini, dedim. “Evet” karşılığını verdi. Ben de; Hayber’deki sehmimi alıkoyacağım, dedim.

İzah:

Görüldüğü gibi, bu rivayet, öncekilerden biraz daha farklı­dır. Bunda fazla olarak; Kâ’b b. Mâlik’in, önce malının tümünü sadaka olarak vermek istediğini, Rasûlullah kabul etmeyince yarısı­nı; yine kabul etmeyince, üçte birini vermeyi istediğini ve Efendimiz’in de bunu uygun bulduğunu görmekteyiz. Zaten hadisin değişik rivayetlerinin tek­rar tekrar verilmesi, rivayetler arasındaki bu farklara işaret içindir.

Bu babdaki rivayetlerin tümünden, malının tamamını Allah yolunda sa­daka olarak vermeyi adamanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. İbn Rüşd, bu konuda âlimlerin ittifak halinde olduklarım söyler ve bu hükmün; nezirlerin bir şarta hağholmadan mutlak olması haline ait olduğunu kaydeder. Nez­rin, “Şu işi yaparsam, şu adağım olsun” gibi bir şarta bağlı olması halinde;

Şafiî’ye göre bu nezre riayetin gerekli olmadığını, ancak sahibine yemin kef-fareti gerektiğini de belirtir.

Malının tümünü Allah yolunda sarfetmeyi adayan kişinin, bu adağım nasıl eda edeceği konusunda âlimler oldukça farklı görüşler ileri sürmüşler­dir. Fethu’1-Bârî ve Neylü’l-Evtâr’da bu konuda on ayrı görüş olduğu kay­dedilir. Avnu’l-Ma’bûd, el-Muğnî ve Bidâyetu’l-Müctehid’de de işaret edilen bu görüşlerden, günümüzde mensubu bulunan mezhep imamlarına ait olan­ları şöyledir:

İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel’e göre; böyle bir adakta bulunan kişi malının üçte birini sadaka olarak verir.

İmam Şafiî’ye göre; malının tamamını verir. İbrahim en-Nehaî de İmam Şafiî ile aynı görüştedir. Bu hüküm, nezrin teberrur yemini olması ile ilgili­dir. Lücâc ve öfke halinde edilen nezirde, isterse yemin keffareti de verebi­lir.

Teberrur nezri; mutlak veya bir menfaatin temini ya da bir zararın defi şartına bağlanan nezirdir. Lücâc ise, husumet ve öfke halinde yapılan nezir­dir. İnat nezri demektir. Meselâ, birisiyle konuşmak istemeyenin, “Falanla konuşursam bir hacc nezrim olsun” demesi gibi.

İmam A’zam Ebû Hanîfe’ye göre; zekâta tabi olan mallarının tümünü verir. Nezreden; nezrini, olmasını arzu etmediği bir şarta bağlarsa İmam A’-zam’dan bi: görüşe göre, bu şartın tahakkuku dışında yemin keffareti gere­kir. İmam Muhammed de aynı görüştedir.

Neylü’l-Evtâr’da, sahibine işaret edilmeden şöyle bir söz nakledilir:

“Denildi ki, malın tümünü sadaka olarak vermek, duruma göre deği­şir: Güçlü olan, buna sabredeceği bilinen kişiye mani olunmaz. Malını da­ğıtmasına izin verilir. Hz. Ebû Bekir’in yaptığı bu şekilde mütalaa edilir…”

Check Also

Sünen-i Ebu Davud – SÜNEN EBU DAVUD

SÜNEN EBU DAVUD