SÜNEN EBU DAVUD
VASAYA BAHSİ
1. Yapılması Emredilen Vasiyetler
Abdullah b. Ömer’den demiştir ki: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ” Vasiyyet edecek -birşeyi olupta üzerinden iki gece geçen- bir miıslümanın hakkı ancak vasiyyetinin, yazılı olarak yanında bulunmasıdır” buyurmuştur.
İzah:
Buharî, vesaya; Müslim, vasiyye; Tirmizî, vasiyyet, cenaiz; Nesâî Vesaya; İbn Mâce, vesaya; Darimî, vesaya; Muvatta, vesaya; Ahmed b. Hanbel, II- 4, 10, 35, 50, 57, 80, 113.
Metinde geçen iki gece kelimesi, Müslim’in bir rivayeti [Müslim, vesaya] ile, Nesâî’nin Sünen’inde “üç gece” şeklinde geçmektedir. Bu bakımdan metinde geçen “iki gece” kelimesi kesin bir sınırlamadan ziyade yanında vasiyyet edilecek bir malı olan kimsenin en kısa zamanda vasiyyetîni yazıp yanında bulundurmasının lüzum ve ehemmiyetini ve bu meselenin gecikmeye tahammülü olmadığını, nihayet bunun elde olmayan sebeplerle en geç üç gün gecikebileceğim ifade etmektedir.
Mevzu m uzu teşkil eden bu hadis ile “Anaya, babaya ve yakın akrabaya vasiyyet etmek Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur.”[Bakara 180] mealindeki âyetin zahirine sarılarak ez-Zuhrî ile Ebû Miclez, Atâ ve Talha b. Musarrıf (r.a.) vasiyyet etmenin farz olduğunu söylemişlerdir.
el-Beyhaki’nin açıklamasına göre, îmam Şafiî’nin eski görüşü ile İshak ve Dâvûd-u Zahiri’nin görüşü de böyledir. Ebû Avane el-tfereyani ile tbn Cerîr de bu görüştedirler. Cumhur ulemaya göre; vasiyette bulunmak vacib değil menduptur.
Bu mevzuda tbn Abd-il-Berrin “Bazı şaz, görüşler hesaba katılmazsa, vasiyyetin farz olmadığında âlimlerin icmaı olduğu söylenebilir.” dediği rivayet olunmuştur.
Yine İbn Abd-il Berr’e göre; “mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerif, va-siyyette bulunmanın farziyyetini değil, ani bir ölüm neticesinde, vasiyyetsiz olarak gitme tehlikesine karşı ihtiyatlı olmayı teşvik mahiyyetinde bir ikazdır. Metinde geçen hak şer’an sabit olmuş bir hükümdür. Bu hüküm farz olabildiği gibi mendup ta olabilir. Bu hakkın mutlaka farz olduğunu iddia etmek doğru olamayacağından metinde geçen bu “hak” kelimesine bakarak vasiyyetin farz olduğu iddia edilemez.
Bilakis, metinde geçen Vasiyyet edeceği bir malı olan anlamındaki cümle, Müslim’in sahihinde “Vasiyyet etmek istediği bir şeyi olan”[Müslim, vasiyye] şeklinde vasiyyeti sahibinin isteğine bırakır.Bu tarzda rivayet edilmiş olması, vasiyyetin farz olmadığına bir delildir. Çünkü farz olsaydı bu vazife kişinin isteğine bırakılmaz, yerine getirilmesi kesin bir dille emr edilirdi. Nitekim Hanefi âlimlerinden İbn Melek, metinde geçen cümlesinde müslüman hakkında 4 tabiri kullanılıp ta “aleyhi” tabirinin kullanılmamasına bakarak bu hadisin vasiyyetin farz ya da vacib olmadığına delalet ettiğini, hadisin farziyyet ifade edebilmesi için “lehü” yerine “aleyhi” kelimesi kullanılmış olması gerektiği ifade etmiştir. el-Mişkat üzerine yazılmış olan el-Mezâhir şerhinde ise vasiyet etmenin vücubunun miras âyetiyle nes-hedildiği açıklanmaktadır. Meseleye bu açıdan bakan Hanefilere göre, vasiyyet müstehabdır. Çünkü vasiyyet, bir kimsenin kendi malı üzerinde kendi arzusuyla bir başkasının mülkiyet hakkını kabul ve isbat etmesidir.
Bezlü’l-Mechud yazan bu mevzudaki görüşünü açıklarken şöyle diyor: “Her ne kadar vasiyyet farz değilse de üzerinde para borcu, hac veya zekat borcu ya da emanet bulunan kimselerin bu borçlarının mirasından ödenmesi için yazılı bir vasiyyet hazırlaması üzerine farzdır.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar