SÜNEN EBU DAVUD
SALAT BAHSİ
DEVAM: 164-165 . Namazda Namazla İlgisi Olmayan Bir Harekette Bulunmak
Ebu Katâde (r.a.) (şöyle) demiştir: Bizler Mescidde oturmakta iken Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kendi kızı Zeyneb ile Ebu’l-Âs b. er- Rebî’den.olma kızı (yani torunu) Ümâme’yi omuzunda taşıyarak çıkageldi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ümâme omuzunda olduğu halele namaz’ı kıldı. Rükû’a varacağı zaman onu indiriyor, kalkacağı zaman da onu tekrar omuzuna bindiriyordu. Namazını bitirinceye kadar böyle yaptı.
Diğer tahric: Nesâî, imame
AÇIKLAMA:
Hz. Ümâme Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in en büyük kızı Zeyneb (r.anha)nın kızı idi.
Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin Hz. İbrahim’den başka bütün çocukları ilk zevcesi Hadicetü’I-Kübrâ (r. anhâ )’dan dünyaya gelmişlerdir. İbrahim ise, Mâriye-i Kıbtîye’den doğmuştur. Evlendiği zaman Nebi (s.a.v.)’in yirmi bir yaşında olduğunu, bir takımları yirmi beş daha başkaları da otuz yaşlarında olduğunu söylerler. Hz. Hadice’nin de evlendiği zaman kırk ve kırkbeş yaşlarında olduğunu söyleyenler vardır. Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimizin Hadice’den Zeyneb, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma isminde dört kızı ile Kasım ve Tâhir isimlerinde iki oğlu dünyaya gelmiştir. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.)’in künyesi Ebu’l- Kâsım’dır .
İşte hadis-i şerifte ismi geçen Ümâme, Resûlullah (s.a.v.)’in en büyük kerimesi Zeyneb’in kızıdır. Ümâme’nin babası Ebu’l- Âs b. er-Rebî’dir. Bu zatın ismi ihtilaflıdır. Bazıları Yâsir, bazıları Lakît, bir takımları da Kaasım olduğunu söylerler. Hadîcetü’I-Kübrâj (r. anhâ )’jnın kızkardeşinin oğludur. Ebu’l-Âs mal, emânet ve ticâret hususunda Mekke’nin sayılı eşrafın- dandır . Kızını onunla evlendirmek isteyen Hz. Hadice olmuş, Nebi (s.a.v.) de bu işe rıza göstermiştir. Hz. Zeyneb’in evlenmesi İslâmiyetten öncedir. Ebu’l- Âs Mekke’nin fethinden önce Müslüman olmuştur. Bedir gazasında henüz müşrikler tarafında idi. Hatta onlarla beraber esir düşmüştü. Mekke müşrikleri esirlerini kurtarmak için Resûlullah (s.a.v.) Efendimize onların fidyelerini göndermişlerdi. Bu meyanda Zeyneb bint Resûlullah (s.a.v.) de zevci Ebu’1- Âs’ı malla kurtarmak için bir gerdanlık göndermişti. Bu gerdanlığı kendisine annesi Hadîce (r. anhâ ) izdivaç hediyesi olmak üzere zifaf gecesi takmıştı. Resûlullah (s.a.v.) gelen fidyeler arasında bu gerdanlığı görünce son derece rikkate gelmiş ve kendini tutamayarak ağlamışdı. Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimizin o anda neler hissettiğini ye ne derece teessür ve heyecan içinde kaldığını bizim kalemimizle tasvire imkân yoktur. Yalnız şunu arz edelim ki, o mübarek gözyaşları, bütün ashab-ı kiramı teessüre gark etmiş, onlar da ağlamışlardı. Neticede Ashab-ı Kiramı ile bu hususta istişare ederek münâsib görürlerse, damadını serbest bırakmalarım onun nâmına fidye olarak bir anne yadigârının da sahibine iade edilmesini teklif etti.-Ashab-ı Kiram bir ağızdan razı olduklarını ifâde ettiler ve Ebu’1-Âs’ı serbest bıraktılar. Gerdanlığı da iade ettiler. Yalnız Hz. Zeyneb (r. anhâ ) müslüman olduğu için Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz Medine’yehicretîne müsaade etmesini şart koşmuştu. Ebu’l- Âs bu şartı kabul ve îfâ etti. Ebu’l- Âs , Hz. Zeyneb’i Medine’ye babasının yanma gönderdikten sonra bir sene kadar bir müddet Mekke’de müşrik olarak yaşadı. Nihayet o da Müslüman olarak Medine-i Münevvere’ye geldi. Fahr-ı Kâinat (s.a.v.) Efendimiz Zeyneb’i tekrar ona verdi.
Ulemâ bu hadisin hükmü hakkında bir hayli söz etmişlerdir. Nevevî şöyle demektedir: “Bu hadis Şafiî’nin mezhebiyle ona muvafakat edenlere delildir. Onlarca gerek erkek ve kız çocuklarını, gerekse hayvanlardan bazılarım farz veya nafile namazlarda üzerinde bulundurmak caizdir. Bu hususta imam, cemaat ve yalnız kılan müsavidir.”
Hanefîlere gelince: “el-Bedayi” sahibinin amel-i kesîr babında beyân ettiğine göre amel-i kesîr, iki eli kullanmaya ihtiyaç bulunan iştir, iki eli kullanmaya hacet olmayan işe amel-i kalîl derler. Amel-i kesîr namazı bozar, amel-i kalîl ise bozmaz. “Bedâyi” sahibi bu hususta misaller verdikten sonra şunları söyler: “Keza bir kadın çocuğunu kucağına alsa da emzirse namaz bozulur. Çünkü bunda amel-i kesîr vardır. Ama emzirmeden çocuğu kucağına almak namazın bozulmasını icab etmez. “Bedâyi” sahibi ondan sonra buradaki hadis-i şerifi rivayet etmiş ve; “Resûlullah (s.a.v.)’in böyle yapması mekruh değildir. Çünkü çocuğu muhafaza edecek başka kimse bulunmadığı İçin o böyle hareket etmeye mecburdu. Yahut bunun meşru olduğunu, namazı bozmadığını fiilen göstermek için öyle yapmıştır. Böyle bir hareket bizim zamanımızda da ihtiyacdan dolayı yapılıyorsa mekruh değildir. Fakat hacet olmaksızın yapılırsa mekruhtur” demiştir.
Eşheb’in İmam-ı Mâlik’den rivayetine göre, Resûlullah (s.a.v.)’ın kıldığı bu namaz nafile idi. Farz namazda böyle bir şey caiz olamaz.
Nevevî diyor ki: “Bu te’vil fasittir. Çünkü “cemaata imamdı” sözü farz namaz kıldırdığı hususunda sarih yahut sarih gibidir.” Nevevî’nin bu sözü Resûlullah (s.a.v.)’in ekseriyetle farz namazlarda imam olduğuna bakarak söylenmiştir. Nitekim Ebû Davud’un Hz. Ebû Katâde’den rivayet ettiği bir hadis de bunu te’yit etmektedir. Mezkûr hadiste Ebû Katâde: “Bir defa biz öğlede veya ikindide namaz için Resûlullah (s.a.v.)’i bekliyorduk. Bilâl kendisini namaza davet etmişti. Aniden yanımıza çıktı. Ebu’l- Âs *ın kızı Ümâme, yani kızının kızı boynunda idi. O halde Resûlullah (s.a.v.) mihraba geçti, biz de arkasında s,af olduk…”denilmektedir. Ancak Nevevî’nin beyânına göre, Mâlikîler’den bazıları bunun mensûh olduğunu söylemişlerse de neshe imkân yoktur. İmam Mâlik’den bir rivayete göre Resûlullah (s.a.v.)’in namazda üzerinde çocuk bulundurması zaruretten dolayı idi. Hatta Mâlikîler’den bazıları onun Nebi (s.a.v.)’e mahsus olduğunu bile söylemişlerdir.
Nevevî: “Bu dâvaların hepsi bâtıl ve merduttur. Çünkü hiçbirinin delili yoktur. Bunlara bir zaruret de bulunmamaktadır. Bilâkis hadis sahihdir ve namazda çocuk taşımanın caiz olduğu da açıktır. Sonra şeriat kaidelerine muhalif bir şey de yoktur. Çünkü insan temizdir. Karnındaki necaset ise, madeninde yani yerinde bulunduğu için hükümsüzdür. Çocukların elbise ve vücutları temizdir. Bu gibi fiiller az olursa yahut ara vererek yapılırsa namazı bozmayacağına şeriatın delilleri çoktur. Resûlullah (s.a.v.)’de bunu caiz olduğunu bildirmek için yapmıştır…” diyor.
Nevevî’nin bu izahatına mukabil Aynî de şunları söylemiştir: ” Ulemâdan bazısı böyle bir şev yapanın namazı yeniden kılması icab etmeyeceğini söylemiş ve bu hadisle istidlal etmiştir. Galiba, çocuk namaz haricinde Hz. Nebie alıştığı için namazda, o omuzunda iken, secde etmek istemiş onu yere koymuş, kalkmak istediği zaman yavru yine üzerine tırmanmış, Resûl -i Ekrem (s.a.v.) de ona mâni olmamıştır. Bence hadisin açıklaması budur. Resûlullah (s.a.v.)’in namazda çocuğu defalarca tutup kapması kucağına almış olması hemen hemen ihtimal verilecek bir şey değildir. Zira bu husustaki amel çok olur ve tekerrür eder. Sonra bu hal namaz kılanı namazından da alıkor. Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimizi çizgili bir seccade namazında meşgul eder de değiştirirse, böylesi bir iş onu nasıl meşgul etmez !… ” diyor.
Nevevî, Hattâbî’nin bu sözünü hulâsa ettikten sonra onun için dahî , “bâtıl ve mücerred bir davadır…” demiştir. O seccade meselesi ile Ümâme’nin kucağa alınması arasında fark görmekte ve seccadenin hiç bir faydası olmaksızın kalbi meşgul ettiğini, çocuğu taşımanın ise, birçok fâideleri mutazammın olduğunu bu suretle aralarında fark bulunduğunu söylemekte ve “doğrusu bu hadis namazda çocuk yüklenmenin caiz olduğunu beyan için vârid olmuştur” demektedir.
Mâlikilerden bazıları: “Resûlullah (s.a.v.) çocuğu yere bıraksa ağlar ve bu suretle onu kucağına almaktan daha ziyâde meşgul ederdi” demişlerdir. Bazıları bu hususta farz ile nafile namazlar arasında fark görmüşlerdir. Ulemanın çoğunluğu ise bu işin tevali etmediğini çünkü namaz erkânı arasında tuma’nine bulunduğunu söylemişlerdir.
Resûlullah (s.a.v.)’in Ümâme’yi namazda kucağında bulundurmasının sırrı arapların kız çocuklarına karşı gösterdikleri haşin muameleyi reddetmektedir. Onlara bu hususta son derece muhalif olduğunu göstermek için namazda bile kız çocuğunu bağrına basmıştır, görüşünü ileri sürenler de bulunmaktadır.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar