SÜNEN EBU DAVUD
SUNNE BAHSİ
DEVAM: 6. (İyi Yada Kötü) Bir Yola Çağırman (ın Ve O Yollardan Birini Tutmanın) Hükmü
Osman – el-Bettî’den demiştir ki: “Hasan (-ı Basrî tefsir ettiği) her âyeti kaderin varlığına dair tefsir etti.”
İzah:
Mevzûmuzu teşkil eden, hadis-i şerifler; Hasan-ı Basrî hazretleri, aslında
sünnetten kupayı sapmayan ve dolayısıyla kaza ve kadere inanan dini bütün bir müslüman olduğu halde, onu kendilerinden göstermeye çalışan istismarcı kaderiyeciler ile kendisine özel kinleri olan bazı sapık kimselerin kaza ve kaderi inkâr eden bir kimse olarak gösterme gayretine düştüklerini ve bu uğurda onun te’vile müsait bazı sözlerini malzeme yapmaya yeltendiklerini ifade etmektedirler.
İslâmin bu güzide âliminin vefatından sonra bu gibi sözlerinin, sözü geçen kötü niyetli kimseler tarafından malzeme yapılmak istendiğini farkeden bazı müslümanlar bu durumdan çok rahatsız olmuşlar. “Keşke onun sözlerinin bu şekilde sû-i te’vile uğrayacağını tahmin edebilseydik de bu sözlerle böyle bir mana kasdetmediğine dair bir belge hazırlasay-dik” demekten kendilerini alamamışlardır.
(6425) numaralı hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere, Hasan-ı Basrî kendisinin, kaderi kabul etmediği izlenimini uyandıran sözlerini söyledikten sonra, bu sözleri bilerek ve şuurla söylediğini, binâenaleyh doğruluğuna inandığı bu sözlerden dönmesinin asla sözkonusu olamayacağını yeri geldikçe ifade etmekten geri durmamıştır.
Bezl-ül-Mechûd yazarının “Tehzibu’t-Tehzib”den naklettiğine göre Hasan-ı Basri (r.a.)’in bu sözlerinden birisi “Hayır kader iledir ama, şerr kader ile değildir” sözüymüş ve Eyyüb-es-Sahtiyânî bu hususta onunla
münazara yapmış ta kendisine “Ben bu sözümden asla dönmem” cevabını vermiş.”[eş-Şeyh Halil Ahmed es-Seharenfûrî, Bezlu’l-Mechûd, XVIII, 144.]
Ancak Hasan-ı Basrî Hazretlerinin bu sözünden kaderi kabul etmediğini anlamı çıkarılamaz. Hatta “Hayır kader iledir” sözü onun kadere inandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Fakat onun kader konusunda şerri hayırdan ayrı mütalaa etmesi, sadece Allah’ın şerre rızası olmadığı noktasından ileri gelebilir.
Çünkü her ne kadar şerri de Allah yaratırsa da ona rızâsı yoktur. Bununla beraber Allah kulun kesbi ve iradesi sebebiyle yine kulun elinde şerri yaratır.
Hayra gelince; Allah’ın ona rızâsı olduğu için onu kulun kesbi ve iradesine bağlı olarak yarattığı gibi, bazan kulun kesbi olmadığı halde sırf kendi lütuf ve ihsanı ile de yaratır. Binaenaleyh Yüce Allah’ın “…De ki: Hepsi de Allah tarafındandır….”[Nisa 78] ayetinde açıklandığı üzere herşeyi bir kader planında yaratan AH ah tır. Fakat hayra rızası var şerre ise yoktur. Hayır ile şerr arasında yaratılış bakımından böyle bir fark vardır. Bu bakımdan Hasan-ı Basrî Hazretlerinin: “Şer kader ile değildir” sözünü “Allah’ın şerre rızası yoktur” şeklinde anlamak gerekir. Çünkü bunca âyât-ı beyyinât ve onun kaderi kabul ettiğine dair (4621, 4622, 4623, 4624, 4626) numaralı hadis-i şerifler varken bu ümmetin hüccet meselesindeki tüm alimlerinin lehine şâhidlik ettiği Hasan-ı Basrî (r.a.) gibi bir zâtın kaderi inkâr ettiğini söylemek büyük bir haksızlık ve zulüm olur.
İslâm tarihinde kaderi inkâr edenler bellidirler. (4613) numaralı hadisin şerhinde de açıkladığımız gibi bunlara “kaderiyeciler” denir.
Mezheb imanımız Ebu Mansûr Mâtûrîdi’nin buyurduğu gibi kaderiyeciler kader konusundaki inkarcı görüşlerinden dolayı Allah’ın açık beyanlarını, Nuh Aleyhisselami, Cennet ve Cehennem ehlinin sözlerini ve hatta şeytanların bile itiraf ettiği bir gerçeği yalanlamışlardır. Şöyle ki kade-riyyeciler bu sözleriyle:
1. Allah’ın: “…Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir…”[Fâtır 8] mealindeki beyanına,
2. Nuh aleyhisselâm’ın: “Eğer Allah sizi azdırmak dilemişse ben, size nasihat etmek istesem de nasihatim size fayda vermez”[Hûd 32] mealindeki sözüne,
3. Cennet ehlinin: “Lütfedip bizi buraya getiren Allah’a hamdol-sun. Allah, bizi getirmeseydi, biz bunu (bu nimeti) bulamazdık”[A’râf 43] mealindeki sözlerine,
4. Cehennem ehlinin: “Allah bize yol gösterseydi, biz de size yol gösterirdik”[İbrahim 21] mealindeki sözlerine,
5. Şeytanın dile getirdiği: “Beni azdırdın…”[A’raf 16] mealindeki gerçeğe ters düşmüşlerdir.[Bezlu’l-Mechûd. XVIII. 140.]
Hasan-ı Basrî gibi bir alim-i yektanın böyle bir hataya düştüğünü söylemek gerçekten hakka ve hakikate aykırılığın ötesinde büyük bir gaflet ve hamakat olur.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar