SÜNEN EBU DAVUD
HARAC – İMARA – FEY’ BAHSİ
13-14. Harpsiz Olarak Ele Geçen Ganimetlerin Taksimi
Zeyd b. Eslem’den demiştir ki: Abdullah b. Ömer (birgün) Hz. Muaviye’nin yanına girmişti. (Hz. Muaviye O’na) “Ey Abdurrahman’ın babası, ihtiyacın (nedir anlat?) demiş, (İbn Ömer de harpsiz olarak ele geçen mallardan) hürriyetlerine yeni kavuşan kölelere (verilmesi gereken) bağışlar için geldim. Çünkü ben RasûluUah’ın kendine gelen mallar(ın dağıtımın)da, önce hürriyetine (yeni) kavuşmuş olan kölelerden başladığını gördüm” cevabını vermiş.
İzah:
Mevzumuzu teşkil eden bu babda, fey mevzusu işlenmektedir. Bilindiği gibi fey sözlükte, bir şeye dönmek anlamına gelir. İstilahta ise, müslümanların savaşmadan ele geçirdikleri ganimet anlamında kullanılır. Hanefî ulemasından İbn Abidin bu mevzuda şöyle diyor: “Ganimet, kâfirlerle savaşırken onlardan zorla alman maldır. Bu malın beşte biri beytülmale ayrıldıktan sonra kalanı, gaziler arasında taksim edilir.
Fey ise haraç gibi, kafirlerden harpten sonra alınan maldır, bu fey bütün müslümanların masraflarına sarf olunur…
Buna göre harp yapılmadan kâfirlerin İslâm hükümdarına verdikleri hediyeler Fey değildir. Hindiyede zikredilmiştir ki, ganimet gazilerin kuvvetiyle zorla kafirlerden alman maldır. Fey ise haraç ve cizye gibi harpsiz olarak kafirlerden alınan maldır. Ganimetten beşte biri beyt’ül-mal için ayrılır. Feyde ise ayrılmaz.[Davudoğlu A. İbn Abidin terceme ve şerhi VI11-398-399.] Hz. Nebi onları kendi içtihadına göre müslümanların yararına sarf eder.
Elmalı’h Muhammed Hamdi Efendi de şu sözleriyle bu manâyı te’yid etmektedir: “Bizim ashabımızdan yani hanefiyeden bu farkı tasrih edenler vardır. Demişler ki: ganimet harp halindeyken küffardan kahru galebe ile alınandır… Fey ise harp bittikten ve dâr dar-i İslâm olduktan sonra onlardan alınandır. Hükmü; beşte bir ayrılmadan hepsi muslümanların maslahatlarına sarf-olunmaktır.”[Yazır Muhammed Hamdi Hak dini Kur’ân dili tefsiri VI1-4821.] Bu satırlar Hanefî ulemasının Fey ile ganimet hakkındaki görüşlerini açıkça ortaya koymaktadır. Feyin sarf edileceği yerler mevzusunda İbn Rüşd şunları kaydediyor:
“Fey; cumhura göre, muslümanların düşmandan tehdid ve korkutma yoluyla aldıkları mallara denir. Ulema feyin sarf ve harcama yeri hakkında ihtilâf etmişlerdir. Cumhur; fey; zengin yoksul ayırdedilmeksizin her müs-lümana verilebildiği gibi, ordunun erzak ve masrafı, hakim ve valilerin maaşı, köprü, okul ve camilerin yapım ve onarımı gibi devletin sair hizmetlerinde harcanabilir. Ganimet gibi taksime tabi değildir.
İmâm Şafiî’ye göre, -Ganimetin beşte biri gibi feyin de beşte biri ganimet âyetinde (yani Haşr sûresinin yedinci âyetinde) zikredilen beş sınıfa (Hz. Nebie, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmış yolculara) taksim edilir. Geri kalan beşte dördü ise, devlet reisinin yetkisindedir. Devlet reisi, çoluk çocuğunun ve uygun gördüğü kimselerin geçimlerini ondan sağlar.-
Zannedersem kimisi de -Feyin tamamı ganimetin beşte birinin verildiği beş sınıf arasında taksim edilir- demiştir. Tahminime göre bu da İmâm Şafiî’nin kavlidir.
“Fey’İn tamamı imamın yetki ve içtihadına bağlıdır” diyenlerle, “ganimetin beşte birine sahip olan beş sınıfa verilir” diyenler arasındaki ihtilafın sebebi, yukarıda geçen ganimetin beşte biri hakkındaki ihtilâfa yol açan sebebin aynısıdır. Zira “Ganimetin beşte biri âyette zikredilen beş sınıftan başkasına verilmez” diyenler; “fey’de bu beş sınıfa mahsustur” demişlerdir.
Âyette zikredilen beş sınıftan maksat umumdur, diyenler “Ganimetin beşte biri gibi, fey’in tamamıda Beytü’l-mal’ın olup İmamın yetkisine bağlıdır” demişlerdir. Ganimetin beşte biri gibi, fey’in de beşte birinin ganimetler âyetinde zikredilen beş sınıfa verildiği görüşü ise, İmam Şafiî’den evvel hiç kimse tarafından söylenmemiştir. İmam Şafiî’yi bu görüşe sevkeden sebep; ganimetler âyetinde zikredilen beş sınıfın fey’ âyetinde de zikredilmiş olmalarıdır. İmam Şafiî bundan, ganimetler gibi fey’in de beşte birinin bu beş sınıfa verildiği görüşünü tercih etmiştir. Halbuki âyetin zahirinden, fey’in beşte biri değil, fey’in hepsinin bu beş sımfa verilmesinin gerektiği anlaşılmaktadır. Tahminimce bu görüşe de kail olanlar vardır. Müslim’in rivayetine göre Hz. Ömer:
“Beni Nadr malları, Allah’ın kendi Nebiine fey olarak vermiş olduğu bir mal idi. Yani bu malı kazanmada ne at koşturulmuş, ne de silah kullanılmıştı. Bunun için bu mal Nebi (S.A.V.) efendimize mahsustu ve yıllık nafakasını bu maldan sağlar, gerisini de silâh ve harp malzemesinde harcardı” demiştir. Bu da İmam Mâlik’in görüşünü te’yid etmektedir.[Meylâni Ahmed, Bidayet-ü’l Müctehid ve Nihayetü’l Muktesid tercemesi I, 604.]
Bu hadis-i şerifte, Hz. tbn Ömer (r.a.)’nın fey gelirlerinden yeni hürriyetine kavuşan kölelerin hisselerine düşecek malların vaktinde verilmediğini gördüğü için Hz. Muaviye’yi uyardığı ve Hz. Nebiin henüz divana (kayıt defterlerine) geçmemiş olan bu kimselerin unutularak mağdur duruma düşecekleri ihtimalini düşünerek, herkesin hissesinden önce onların hissesini verdiğini Muaviye’ye hatırlattığı ifade edilmektedir.
Bu bakımdan Kadı Şevkanî bu hadisin hürriyetine yeni kavuşan kimselere ganimetteki hisselerini vermekte öncelik hakkı tanınmasının müstehab olduğunu söylemiştir.
Hanefî âlimlerinden İbn Melek’e göre; burada ganimetlerin taksiminde kendilerine öncelik hakkı tanınması istenen kimselerin kendilerini ihlasla Allah’a kulluğa adayan kimseler olduğunu söylemiştir. Bunların mûkâteb köleler olduğunu söyleyenler de vardır.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar