SÜNEN EBU DAVUD
CİHAD BAHSİ
DEVAM: 2. Hicret Sona Ermiş Midir?
Âmir dedi ki; etrafında bir topluluk varken Abdullah bin Amr (r.a.)’e bir adam gelip yanına oturdu ve; Bana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den işittiğin bir şey söyle. dedi. Bunun üzerine (Abdullah şöyle) dedi: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’i (şöyle) buyururken işittim; “Gerçek müslüman, müslümanların (onun), elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Gerçek muhacir de Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak kalan kimsedir.”
Diğer tahric: Buhârî, İman, rikâk; Müslim, iman; Tirmizi, kıyâme; imân, Nesâi, iman; Dârimî, rikak, ; Ahmed b. Hanbel, II, 160, 163, 187, 191, 192, 195, 205, 206, 209, 212, 215, 224, 379; III, 154, 372, 440; IV,. 114, 385, VI, 21, 22.
AÇIKLAMA:
Bilindiği gibi mutlak lafız, kemaline masruf olduğundan, metinde geçen “el-müslim” kelimesiyle kâmil müs-lümanlar kasdedilmiştir. Yoksa “müslümanların elinden ve dilinden emin olmadığı kimseler müslüman değildir” demek istenmemiştir. Bazı ilim adamları ise, “o zaman, elinden ve dilinden müslümanların emin olduğu kimselerin hepsinin kâmil müslüman olması icabeder” diyerek bu görüşe itiraz etmişlerse de onlara; “buradaki kâmil müslimden maksat, müslümanların elinden ve dilinden emin olmaları yanında, İslâmın diğer emirlerini de yerine getiren ve yasaklarından kaçınan müslüman kasdedilmiştir” diye cevap verilmiştir.
Gerçekten Araplar, “Alim Zeyd’dir”, “mal devedir” dedikleri zaman; “Kâmil âlim Zeyddir”, “en iyi mal devedir” demek isterler. Hadis ulemasının ileri gelenlerinden el-Hattâbî bu cümleye, “Müslümanların en faziletlisi Allah’ın hukuku ile kulların hukukunu hakkıyla edâ eden kimsedir” diye mânâ vererek bütün bu incelikleri belirtmek istemiştir.
Bazılarına göre ise, bu cümle ile bir kimsenin müslümanlığının alâmetleri kasdedilmiştir. Nasıl ki “konuşunca yalan söylemek, verdiği sözden dönmek, emânete hıyanet etmek” bir münafığı tanımaya yarayan alâmetlerse[bk. Müslim, imân] müslümanların bir kimsenin elinden ve dilinden emin olmaları da o kimsenin müslüman olduğunun alâmetidir.
Ayrıca bu cümle ile müslümanları Allah’ın emirlerini hakkıyla yerine getirmeye teşvik manası da kasdedilmiş olabilir. Çünkü kulların hakkına riâyet eden ve onları incitmeyen bir kimsenin Allah’ın hakkına öncelikle riâyet etmesinden daha tabii birşey olamaz. Binaenaleyh, bu hadiste müslümanların hakk ve hukukuna riâyete teşvik edilmekle, ondan daha önemli olan Allah’ın hukukunun öncelikle yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmak istenmiş olabilir.
Metinde geçen “müslümanlar” kelimesiyle müslüman erkeklerle birlikte tağlib yoluyla bütün müslüman kadınlar ve müslümanların idaresinde yaşayan bütün zımmîler kasdedilmiştir. Bu bakımdan kâmil bir müslüman eliyle ve diliyle müslüman erkekleri incetmediği gibi müslüman kadınları ve zımmileri de incitmez. însanyı bütün duygu ve düşüncelerine tercüman olması itibariyle hadisi şerifte insanın organları içerisinden özellikle “dil” zikredildiği gibi bütün işlerin yapılmasında kendisine en çok ihtiyaç duyulması bakımından da el zikredilmiştir.
Alkame’nin beyânına göre zâhirr ve batmî olmak Üzere iki türlü hicret vardır.
Zahiri hicret bir kimsenin dinini muhafaza için küfür diyarından müslüman diyarına göç etmesidir.
Batınî hicret ise, nefsi emmâresini ve şeytanın emir ve teşviklerini terkedip Allah’ın emirlerine sarılmaktır. Fahr-i kainat efendimiz, vatanını terkederek bir islam Ülkesine göçetmek isteyen kimselere, hicretin sadece yurt değiştirmekten ibaret olmadığını, aslında hicretin dini bir mânâ ifâde ettiğini ve Allah’ın emirlerine sarılmanın önemli bir görev olduğunu hatırlatmak maksadıyla bu hadis-i şerifte, “Gerçek muhacir Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak kalan kimsedir” buyururken, aynı zamanda Mekke’nin fethinden sonra hicretin sona ermesiyle hicrete fırsat bulamayan kimseleri de teselli etmiştir. Çünkü hicretin asıl manası, Allah’ın yasaklarından uzak kalmakla gerçekleşir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar