SÜNEN EBU DAVUD
VİTR BAHSİ
DEVAM: 15. Fatiha Suresi
Ebu Said b. el-Muallâ (r.a.)’den rivayet edildiğine göre; O namaz kılarken, Resulullah (s.a.v.) kendisine uğrayıp onu çağırdı.
Ebu Said dedi ki: Namazı kıldım (bitirdim) sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.)’e geldim. Efendimiz: “Bana cevab vermene ne manî oldu?” dedi. Namaz kılıyordum, dedim. “- Allah Azze ve Celle; “Ey Mü’minler! Sizi, kendinize hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah’a ve Resulüne icabet ediniz.”[Enâl 24] buyurmadı mı? Şüphesiz mescidden çıkmadan önce sana Kur’an’dan -Halid şüphe etti- veya Kur’an’daki (sevabı) en büyük sureyi öğreteceğim, buyurdu. Ebu Said devamla şöyle dedi: Sözünü bekliyorum (sözünü hatırla) ya Resulullah! dedim. “O bana verilen seb’ül-mesânî, namazlarda tekrarlanan yedi ayet ve Kur’an-ı azimdir” buyurdu.
İzah:
Buhari, tefsiru’s-sure; fedailü’l-Kur’an; Nesaî, iftitah; Tirmizî, sevâbü’l-Kur’an
Ebû Said b. el-Muallâ: Ibn Abdilberr’in sahih kabul ettiği görüşe göre Haris b. Nefî el-Muailâ’dır. Medineli ensardan bir sahâbidir. Hic. 74 yılında 84 yaşında iken vefat etmiştir. Buhârî, Ebu Dâvud, Nesaî ve İbn Mâce kendisinden hadis rivayet etmişlerdir. (Bilgi için bk. Îbnu’l-Esir, Üsdu’1-ğâbe, VI, 142-143; Ibn Hacer, el-İsâbe, IV, 88).
Hadis-i Şerifin Buharı’deki rivayetinde bazı küçük farklılıklar göze çarpmaktadır. Bunların en önemlisi burada mevcut olmamakla birlikte Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mescidden çıkmak isteyince râvi Ebu Said b. el-Mualla (r.a.)’nın elinden tutmasının Buhârî’nin rivayetinde mevcut olmasıdır. Ayrıca Ebû Davud’un rivayetinde Tabiî râvinin sözü olarak geçen “Ebu Said b. el-Mualla, namaz kılarken Resulullah (s.a.v.) ona uğrayıp çağırdı” şeklindeki ifâdeler, Buhâri’de bizzat Ebu Said’in sözü olarak “ben mescidde namaz kılıyordum. Resulullah (s.a.v.) beni çağırdı fakat icabet etmedim” tarzında vârid olmuştur.
Gerek Ebû Davud’un gerekse Buhârî’nin rivayetlerinden anlaşılıyor ki Ebu Said b. el-Mualla (r.a.) Mescidi Nebevî’de namaz kılarken Fahr-i Kâinat (s.a.v.) gelmiş ve Ebu Said’i çağırmıştır. Ebû Said, Efendimize cevab verdiği takdirde namazının bozulacağım zannederek karşılık vememiştir. Namazını tamamlamak istemiştir. Namazını bitirip de Resulüllah’ın yanına varınca, çağırdığında gelmeyişine namazda olduğunu sebep göstererek özür beyân etmiştir. Buna karşılık Hz. Peygamber (s.a.v.): “Allah (c:c.) Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler sizi, kendinize hayat verecek şeylere davet ettiği zaman Allah’a ve Resulüne icabet ediniz” buyurmadı mı?” diyerek tarizde bulunmuştur. Şüphesiz adı geçen sahâbi Efendimizin hatırlattığı âyet-i kerimeyi biliyordu. Fakat namazda iken namazı terkedip Hz. Peygamberin dâvetine uyulacağını bilmiyordu.
Resülullah Efendimiz bu âyeti okuduktan sonra “Ya Ebâ Saîd! Şüphesiz sana mescidden çıkmadan önce Kur’an’daki en büyük sureyi öğreteceğim” buyurmuş, fakat susmuştur. Bu ifadedeki “en büyük sure”den maksat, “sevabı en büyük sure”dir. Bazı âlimler Efendimizin bu sözüne dayanarak Kur’an-ı Kerim’deki surelerin bir kısmını diğerlerinden üstün tutmanın caiz olduğuna hükmetmişlerdir. Eş’arî ve diğer bazı âlimler ise, buna karşı çıkarak “aşağı görülen sure efdal derecesinden daha noksandır. Halbuki Allah’ın isimlerinde sıfatlarında vekelâmında noksanlık olamaz” demişlerdir. Ancak bazı-surelerin diğerlerine nisbetle daha efdal olabileceğini bildiren birçok sahih hadîs vardır. Bu hadisler Eş’ârî ve onun görüşünde olanların sözlerine muhalif düşmektedirler. Sonra sureler arasındaki üstünlük sıfat yönünden değil, mana yönündendir. Allah’ın kelâmı ve sıfatı olmaları yönünden ise hiçbir surenin diğerinden üstünlüğü yoktur. Bu konuda 1460 nolu hadiste biraz daha tafsilat gelecektir.
Hadis-i şerifin siyakından anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber “sana Kur’-atı’daki en büyük sureyi öğreteceğim” dedikten sonra, bu sözünü unutmuş Buhârî’nin rivayetine göre Ebu Said’in elinden tutup mescidden çıkmak istemiştir. Bunun üzerine Ebu Said “Ya Resulalah! Sözünü hatırla (sözünü bekliyorum)” diyerek Efendimiz (s.a.v.)’e biraz evvel söylediğini hatırlatmıştır. Bu hatırlatma Buhârî’de “Ya Resulallah! Sana kurandan bir sure öğreteceğim ki, O Kur’an’daki surelerin en büyüğüdür, demedin mi?” şeklinde İfâde edilmektedir. Bu hatırlatma üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) “- (O sure)” dir ki, o bana verilen Seb’ül-Mesânî namazlarda tekrarlanan yedi âyet ve Kur’an-i azimdir” buyurmuştur.
Seb’ül-Mesânî konusunda bundan evvelki hadisin şerhinde yeterli bilgi verilmiştir. Resulüllahın bu son sözünde “Kur’ân-ı Azim”in “Seb’ül-Mesânî” terkibi üzerine atfedilmesi, iki şeyin arasını ayıran atıf değil, atf-i murâdif-tir. Yani hem “Seb’ül-Mesani” hem de “Kur’an-ı azîm”den maksat, Fatiha Süresidir. Fatiha Suresine “Kur’an-ı azim” denilmesine sebep, Fatihanın Kur’an-ı Kerim’in tamamında tahakkuku istenilen mânâları öz olarak ihtiva etmesidir. Bu konuda bundan önceki hadisin şerhinde açıklanmıştır.
Bu hadiste mevzuu bahsedilen olay, Ebu Said b. el-Mualla’nm başından geçmiştir. Tirmizî’nin Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet ettiği başka bir haberde ise, aynen buradakine benzer bir olayın Übey b. Ka’b için vaki olduğu bildirilmektedir. Tirmizî’deki bu olay şu şekildedir:
Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v.) Ubey b. Ka’b (r.a.)’in yanına çıkıp o namaz kılarken “Ey Übey!” diye seslendi. Übey döndü (fakat) cevab vermedi. Namazını kısa kesip Resülullah (s.a.v.)’a geldi ve “es-Selamü aleyke ya Resulullah!” diye selâm verdi. Efendimiz Übeyy’in selamım alıp:
“Ey Übey! Ben çağırdığım zaman bana cevab vermene mani olan nedir?” buyurdu. Übey:
Ya Resulullah! Namazda idim diye özür beyân etti. Bunun üzerine Re-sülullah (s.a.v.)-:
“Bana vahyolunan (Kur’an)da, Resulullah sizi, size hayat verecek bir şeye çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet ediniz, diye (bir âyet) bulmadın mı?” buyurdu. Übey:
Evet Ya Resulallah, inşallah bir daha tekrarlamam cevabını verdi. Beyhakî, aynı olayın bir defa Ebu Said b. el-muaüâ’mn bir defa da Ubey b. Ka’b’ın başından geçtiğini söyleyerek iki hadisin arasını bulma yönüne
gitmiştir. el-Askalânî de her iki hadisin çıkış yerlerinin ve siyaklarının farklılığına dikkati çekerek Beyhakî’nin dediğini almak gerektiğini bildirir.
Aynı olayın Ebu Said el-Hudrî (r.a.)’nin başından da geçtiğini söyleyenler de olmuş ise de, bu el-Askalânî’nin dediği gibi vehimdir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar