SÜNEN EBU DAVUD
VİTR BAHSİ
DEVAM: 26. İstiğfar
Esma b. el-Hakem; Ali (r.a.)’i şöyle derken işittim demiştir: “Ben Resulullah (s.a.v.)’den birşey duyduğum zaman Allah (c.c.)’ın dilediği ölçüde onunla amel etmeye çalışan biriyim. Efendimizin ashabından birisi bana bir hadis haber verirse, ondan yemin etmesini ister, yemin ederse kabul ederim. Ebu Bekir (r.a.) -o doğru söyler- bana şöyle haber verdi: “Resulullah (s.a.v.)’ı: “Bir kimse bir günah işler de akabinde güzelce abdest alır sonra kalkıp iki rekat namaz kılar ve Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah onu mutlaka bağışlar” derken işittim. Resulullah devamla: “Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı anarlar…” mealindeki âyeti sonuna kadar okudu.[Âl-i lmrân 135]
İzah:
Hadis-i şeriften Hz. Ali’nin bir sahabiden bir hadis duyarsa onu bizzat Hz. Peygamber’den duyduğuna yemin ettirdiği anlaşılmaktadır. Buna sebeb sahâbilerin yalan söyleme ihtimalleri değil, hadîse, yanılma veya unutma eseri bir şeyin karışmasını önlemektir. Yine hadis metninden Hz. Ebu Bekir’in Hz. Ali’nin bu âdetinin dışında olduğu anlaşılıyor. Çünkü onun “Ebü Bekir doğru söyler” demesi, “Ona yemin teklif etmeye lüzum yok” manasınadır. Tabi Hz. Ali’nin bu sözünü “Ebu Bekir’den başkaları yalan söyler” şeklinde anlamamak gerekir. Hz. Ali bu sözü ile Ebu Bekir (r.a.)’in sıdk konusundaki derecesini ifade etmek istemiştir. Nitekim Peygamber (s.a.v.) ona “Sıddîk” lâkabım vermiştir.
Hz. Ali’nin Hz. Ebû Bekir’e rivayet ettiği bir hadisi takviye için yemin teklif etmeyişine sebep onun hadisleri hem lâfız hem de mânâ olarak rivayet etmeye son derece itina etmesidir. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir fazla hadis rivayet etmemiştir. İmam Azam Ebu Hanife de bu konuda Hz. Ebu Bekir’i takib etmiştir.
İbn Cerîr’in Ali b. Ebi Tâlib’den rivayet ettiği şu haber de Hz. Ali’nin bu huyunu bildirmektedir: “Kim bana Resulüllah’tan bir hadis haber verdi ise, onu bizzat Hz. Peygamber’den duyduğuna yemin etmesini isterdim. Ebu Bekir bundan müstesna. Çünkü o, yalan söylemez.”
İmam Buharı, Hz. Ali’nin kendisine hadis rivayet edenlere yemin ettirmesini kabul etmeyerek, “Ali, Ömer, Mikdâd, Ammâr ve Fatıma (r.anhuma)’den hadis işitmiş fakat hiçbirinden yemin etmesini istememiştir” der.
Ukaylî de Buhârî’nin görüşünü benimsemiştir.
Hadis-i şerif işlenen bir günahtan sonra yapılan tevbe istiğfarın o günahın bağışlanmasına vesile olacağına işaret etmektedir. Ancak tevbeden önce güzelce abdest alınması peşinden de iki rekat namaz kılınması gereklidir. Güzelce abdest almaktan maksat, sünnet ve âdaba riâyet edilmesidir. Tevbe ve istiğfardan önce kılınan iki rekat namaz, kişiyi dünya ve dünya zevklerinden uzaklaştırıp Allah’a yaklaştırır. Yaptığı rüku ve secdeler Allah azze ve celle’nin huzurunda ihtiyaç ve zaafına, onun gücü karşısında mevkiinin düşüklüğüne işaret eder. Bu halet-i ruhiye içerisinde Rabbine el açıp dua eden, af dileyen kişinin dua ve tevbesi kabul edilmeye daha lâyıktır. Ayrıca yapılan kötülükten sonra namaz kılmakta “…iyilikler kötülükleri giderir…”[Hud 114.] mealindeki âyet-i kerimenin ifade ettiği mânânın tahakkuku görülmektedir.
Hz. Ebu Bekir’in haber verdiğine göre Resulullah (s.a.v.) işlenen bir günahtan sonra âdâb ve erkânına riâyet ederek abdest alıp iki rekat namaz kılan bir kişinin bağışlanacağını bildirdikten sonra, Âl-i İmrân sûresinden bir âyet okumuştur. Hadisin metninde bir bölümü verilmiş olan âyet-i kerimenin tamamının meali şöyledir:
“Onlar fena bir şey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde, Allah’ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahlan Allah’tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar yaptıklarında bile bile direnmezler.”[Âl-i imrân 135]
Bu âyet-i kerimedeki “( i^.u ) = fena bir şey” kelimesi “zina gibi çok çirkin olan fiiller, büyük günahlar, başkasını da ilgilendiren günahlar” olarak, nefse zulüm de “küçük günah, zina kaydı olmadan herhangi bir günah veya zararı başkasına dokunmayan günâhlar” olarak tefsir edilmiştir.
Bu âyet-i kerimede bahsi geçen “onlar”, daha önceki âyetlerden anlaşıldığına göre, Allah’a karşı gelmekten sakınan muttaki mü’minlerdir. Bunlar hasbel-beşer bir kötülük yaparlar bir günah işlerlerse, derhal Allah’ı hatırlarlar. Haya ve korkularından dolayı günahlarına hemen tevbe ederler. Yaptıklarına pişman olarak kalben ve Iisânen mağfiret isterler. Bununla da kalmayıp günahı örttürecek iyilik yapmaya koşarlar. Bütün bunları Allah (c.c.)’ın günahları bağışlayacağını bilerek ve umud ederek yaparlar. Çünkü günahları, Allah (c.c.)’dan başka hiç kimse affedemez. Ancak âyet-i kerimenin sonunda işledikleri bir günahtan sonra tevbe edenlerin müttekîler sınıfına girmeleri için işlemiş oldukları günahta bilerek ısrar etmemeleri şart koşulur.
Bu âyet-i kerime ve hadis-i şerifin ihtiva ettiği mânâ ve hükümler müslümanlar için son derece büyük bir lütuf ve genişliktir. Âyetin nüzul sebebi olarak rivayet edilen bazı görüşler vardır. Bunlardan İbn Mes’ud’dan yapılan rivayete göre sahâbîler Resulullah (s.a.v.)’a gelip:Ya Resulullah! Allah katında İsrâîl oğullan bizden daha ikrâmlı idiler. Çünkü onlardan bir günahkâr, sabahleyin kalktığında günâhının cezasını kapısına, (bir rivayete göre de günâhmın keffaretini evinin eşiğine)yazılmış olarak bulurdu.’Burnunu kes, kulağını kes, şöyle yap diye yazılı oluyordu dediler. Bunun üzerine İsrail oğullarına yapılan bu muameleye bedel olarak hatta onlarınkinden daha da merhametli olmak üzere bu âyet-i kerime nazil oldu. Bu âyet indiği zaman şeytanın ağladığı rivayet edilir.
Meşhur olan görüşe göre yukarıda belirtilen âyet-i kerimeyi bizzat Hz. Peygamber okumuş, Hz. Ebu Bekir Hz. Ali’ye nakletmiştir. Diğer bir görüşe göre ise, âyeti şâhid olarak okuyan Resuîüllah (s.a.v.) değil, Hz. Ebu Bekir’dir.
İbn Cerîr’in rivayetinde Hz. Peygamber’in “ = kim fenalık yaparsa cezasını görür…”[Nisâ 123] veya (rivayetteki) âyetlerinden birisini okuduğu bildirilmektedir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar