SÜNEN EBU DAVUD
MENASİK BAHSİ
DEVAM: 23. İfrad Haccı (Umresiz Hac)
Cabir (r.a.) dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ve ashabı hacca niyet etmiş(ler)di ve o gün Nebi (s.a.v.) ile Talha’dan başka hiç birinin yanında kurbanlık yoktu. Ali (r.a.) de bir kurbanlıkla birlikte Yemen’den geldi ve; Ben Resûlullah (s.a.v.)’in girdiği gibi ihrama girdim, diyerek niyet etti. Nebi (s.a.v.)’de ashabına haclarını umreye çevirmelerini, (yani) yanında kurbanlığı olmayanların (önce) tavaf yapıp sonra tıraş olarak ihramdan çıkmalarını emretti. Bunun üzerine sahâbe(-i kiram kendi aralarında);
Cinsel organlarımızdan meni damlarken Minâ’ya mı gideceğiz? diye konuştular. Bu (konuşmaları) Resûlullah (s.a.v.)’e ulaşınca; “Arkamda bıraktığım şu iş bir daha önüme çıksaydı, yanımda kurbanlık getirmezdim, yanımda kurbanlık olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım” buyurdu.
İzah:
Buhârî, hac; umre; şirk; temennî; İ’tisâm; Müslim, hac; Nesâî menâsik; İbn Mâce, cenaiz; menâsık; Dârimî, menâsik; Ahmed b. Hanbel, I, 253, 259; III, 148, 246, 305, 317, 320, 364, 366; VI, 175, 247, 267.
Şevkânî bu hadisi Neylu’l-Evtâr isimli eserinde aynı anlama gelen Ebû Musa el-Eşârî hadisiyle birlikte zikrettikten sonra şunları söylüyor: “Bu iki hadis bir kimsenin, “Ben falan kişinin niyetine aldığı hacca niyet ediyorum” diye hacca niyet etmesinin caiz olduğuna delildir. Kişinin hangi hac çeşidi olduğunu belirtmeden mutlak surette hacca niyet edip de daha sonra dilediği haccı belirtmesi de caizdir. Ulemânın büyük çoğunluğu bu görüştedir. Ancak Maliki ulemâsına göre tayinsiz olarak mutlak surette hacca niyet etmek caiz değildir. Küfe ulemâsı da bu görüştedir. İbn Münir’in beyânına göre, Buhârî’nin de bu görüşte olduğu söz konusu hadislerin başlığındaki açıklamalardan anlaşılmaktadır. Çünkü Buhârî o başlıkta “Nebi (s.a.v.)’in devrinde”[Buhârî, hac; Nesâî, menâsik] kaydım zikretmekle, -mutlak hacca niyet etme cevazının sadece Nebi (s.a.v.) devrine mahsûs bir cevaz olup, daha sonraki devirler için geçerli olmadığını- ifâde etmek istemiştir.”[Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, IV, 358.] Şevkânî’ye göre aslında bu mesele Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin bir kişiye veya belli bir topluluğa karşı söylediği bir sözün sadece o kişileri mi ilgilendirdiği, yoksa bu sözün hükmünün bütün ümmete şâmil mi olduğu meselesiyle ilgilidir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in hitaplarının bütün ümmeti ilgilendirdiği görüşünde olan kimselere göre, Ebû Mûsâ hadisinin sadece Resûl-i Ekrem (s.a.v.) dönemindeki kişilere âit olduğu söylenemez. Bunu söyleyebilmek için bir delile dayanmak gerekir. Oysa böyle bir delil mevcûd değildir. Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in hitabının sadece o devirdeki muhatablarını ilgilendirdiği görüşünde olanlara göre ise, söz konusu hadislerin hükmü sadece muhatablarını ilgilendirir.[Şevkânî, Neylu’l-Evtâr, IV, 358.]
Hanefî ulemâsından Aliyyul-Kârî, “Lübâb ü’1-Menâsık” üzerine yazdığı şerhte şunları söylüyor: “Haccm sıhhati için hangi hacca niyet edildiğini dil ile söylemek şart değildir. Hacca mı, umreye mi yoksa kıran haccı-na mı niyet ettiğini sadece kalbinden geçirmesi haccın sıhhati için yeterli olduğu gibi hangi haccı yapacağım tayin etmeden sadece hac ibadeti için niyet etmesi de yeterlidir. Fakat (daha sonra bu haccın) hangi neviden hac olduğunu kesinlikle belirtmek gerekir. Aym zamanda “falan kimsenin niyet ettiği şekilde ben de niyet ediyorum” şeklinde yapılan bir niyet de sahihdir.” Burada tayinsiz olarak yapılan hac niyetiyle başka birinin yaptığına bağlı olarak yapılan hac niyetinin Hanefîlerce de caiz olduğu anlaşılır. Her ne kadar yine Hanefî ulemâsından olan Aynî, konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisini şerh ederken aksini iddia etmişse de, [Aynî, Umdetu’l-Kârî, IX, 185.] işin aslı budur.
Nitekim Hanefilerin fıkıh kitaplarından Bedâiyu’s-sanâyı isimli eserde de şu ifadeler yer almaktadır: “bir kimse ihrama niyet ederek telbiye getirse de hac veya umre için bir niyette bulunmasa, Beyt-i Şerifi bir kerre tavaf etmediği müddetçe istediği hac nevine veya umreye niyet etme hakkı vardır. Fakat Beyt-i Şerifi bir kerre tavaf edecek olursa, artık girmiş olduğu ihram umre için teayyûn etmiş (belirlenmiş) olur.” Çünkü ihram edâ değildir. Haccı edâ etmenin şartıdır, Edâ etmek şartıyla yapılan.bir akdin, beyâna bağlı ve mücmel olarak yapılması caizdir.[Bezlu’l-mechûd, VIII, 402; Kâsânı,Bedâi’us-Sanâi, II, 163.]
“Cinsel organlar muzdan meni damlarken Minâ’ya mı gideceğiz” cümlesi, umreyi müteâkib ihramdan çıkmaktan ve ailelere yaklaşmaktan kinayedir. Fakat Resûl-i Ekrem “Yanımda kurbanlık bulunmasaydı ben de ihramdan çıkardım” sözleriyle bunun caiz olduğunu, fakat yanında kurbanlık bulunan kimsenin kurbanını kesmedikçe ihramdan çıkamayacağını, binâenaleyh böyle bir kimsenin umre yapamayacağını ifâde etmiştir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar