SÜNEN EBU DAVUD
CENAİZ BAHSİ
DEVAM: 27-28. Cenaze Yıkanırken Üzeri Örtülür
Abbad b. Abdullah b. ez-Zübeyr’den demiştir ki: Aişe’yi (şöyle) derken işittim:
(Ashab-ı kiram) Nebi (s.a.v.)’i (n cenazesini) yıkamak istedikleri zaman “vallahi (diğer) ölülerimizi soyduğumuz gibi Rasûlullah (s.a.v.)’in de elbiselerini soysak mı, yoksa onu elbiseleri üzerinde iken mi yıkasak?” diye konuşmaya başladılar. (Bu mevzuda) ihtilafa düştükleri sırada, Allah onlara bir uyku verdi. (Bu uyku) netice(sin)de içlerinden çenesi göğsünde olmayan (uyumayan) bir kimse kalmadı. Sonra kim olduğunu bilmedikleri bir kimse (içinde) bulundukları ev(in bir köşesin)den onlara (hitaben)
“Peygamber (s.a.v.)’i elbiseleri üzerinde iken, yıkayınız” diye seslendi. Bunun üzerine kalkıp Rasûlullah (s.a.v.)’i elbisesi üzerinde olduğu halde gömleğin(in) üzerinden su dökmek suretiyle ve vücudunu (Hz. Nebi’in üzerindeki ve) ellerinin altındaki gömlekle ovarak yıkadılar, (sonraları Hz. Aişe “Şimdiki bildiğimi daha önce bilseydim (emir verirdim de) onu hanımlarından başkası yıkamazdı” derdi.
İzah:
İbn Mace, cenaiz; Muvatta, cenaiz; Ahmed b. Hanbel 11,267.
İbn Mace, bu hadis-i şerifi şu manaya gelen lafızlarla rivayet etmiştir: “Ashab-ı Kiram vefat eden Nebi (s.a.v.)’i yıkamaya başlayacakları sırada (evin) dahil(in)den birisi onlara (hitaben) Rasûlullah (s.a.v.)’in gömleğini soymayınız diye seslendi.
Aslında hadis-i şerifte anlatıldığı şekilde gaibden gelen bir sesle amel etmek caiz değildir. Rasûl-ü Ek rem in cenazesini yıkamak üzere gelen ashabın kendilerine arız olan uyku esnasında duydukları bu ses, onlara sadece Rasûl-ü Ekremin elbiseleri çıkarılmadan yıkanacağına dair bilgilerini hatırlatma görevi yapmıştır. Bu sesi duyan ashab-ı kiram derhal eski bilgilerini hatırlamışlar ve Hz. Nebii elbiselerini soymadan yıkamışlardır. Binaenaleyh, ashab bu meselede gaibden duydukları bir sesle değil, Rasûl-ü Ekremden öğrendikleri eski bilgileriyle amel etmişlerdir. Bu bilgilerine dayanarak elbisesini üzerinden çıkarmadan gömleğinin üzerine su döküp altına geçirerek ve vücudunu, üzerindeki gömlekle ovarak yıkamışlardır. Çünkü cenazenin avret mahalline çıplak elle dokunmak haramdır.
Her ne kadar Beyhâkî’nin rivayetinde Hz. Nebiin cesedini Hz. Ali’nin eline aldığı bir paçavra ile gömleğin altını ovarak yıkadığı ifade ediliyorsa da, bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktu. Çünkü Hz. Ali eline aldığı bezle sadece Rasûl-ü Ekremin avret mahallini yıkamıştır. Vücudu şerifinin kalan kısmını ise, gömleğinin üzerinden yıkamıştır. Nitekim şu hadis-i şerif bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmektedir: “Ali (r.a) Nebi (s.a.v.)’i yıkadığı zaman (diğer) ölü(ler) de aradığı (idrar ve gaitayı) onda aradı da bulamadı ve -babam sana feda olsun sen çok temizsin, diri iken temizdin ölü iken de temizsin- dedi.”[İbn Mace, cenaiz] Beyhâkî’nin rivayetinden anlaşıldığına göre, Hz. Ali Nebi Efendimizi, “sidr” denilen Trabzon hurmasına benzer bir ağacın yapraklanyla karıştırılmış ve “ğurs” denilen kuyudan getirilmiş bir suyla üç defa yıkamıştır. Bu kuyu Sa’d b. Hayseme’ye aitti ve Hz. Peygamber sağlığında bu kuyunun suyundan içerdi. Cenazenin alt kısmını Hz. Ali üst tarafını Fazl b. Abbas yıkadı. Suyu da Hz. Abbas döktü. Ahmed b. Han-bel’in rivayetinden anlaşıldığına göre, Hz. Nebii yıkayanlar arasında yukarıda ismi geçenlerden başka, Üsame b. Zeyd, Kasım ve Efendimizin azatlı kölesi Salih de vardı. Hz. Abbas, Fazl ve Kasım, cenazeyi sağa sola çevirerek Hz. Ali’ye yardım ediyorlardı. Üsame b. Zeyd ile Salih de su döküyorlardı. Hz. Ali de Rasûl-ü Ekremin cesedinde diğer ölülerde rastlanan nahoş durumlardan hiçbirini görmediği için “Annem babam sana feda olsun sen ölüyken de diriyken de ne kadar temizsin.** diyordu. Bezzar ile Beyhâkî’nin rivayetlerine göre, Rasûl-ü Zişan Efendimiz Hz. Ali’ye “Beni senden başkası yıkamasın. Çünkü benim avretimi gören kimsenin gözleri kör olur” buyurmuştur. Menhel yazarının açıklamasına göre, Hz. Nebi Hz. Ali’nin avret mahalline bakmamak hususundaki titizliğini bildiği için, Hz. Ali’ye tahsis ettiği düşünülebilir.
Metinde geçen “Şimdiki bildiğimi daha önce bilmiş olsaydım (emir verirdim de Hz. Nebi’in) cenazesini hanımlarından başkası yıkamazdı.” cümlesi Hz. Nebi vefat ettiği sırada Hz. Aişe’nin, ölen bir kimsenin, karısının iddet süresi içerisinde nikâh bağlarının devam ettiğini bilmediğini, fakat bunun sonradan bir başkasından veyahut da şu hadis üzerindeki yaptığı kıyastan öğrendiğini anlıyoruz. “Rasûlullah (s.a.v.) Baki’den döndü, beni basımdaki ağrıdan hasta olarak buldu. Ben o esnada: Vay başım! diyordum. O, Ey Aişe! Bilakis ben vay başım demeliyim, buyurdu. Sonra:
Ya Aişe, eğer sen benden önce ölmüş olsan da başında durup seni yıkasam, seni kefenlesem ve senin cenaze namazını kıldırıp seni defnetsem, sana hiçbir şey zarar vermez, buyurdu.”[İbn Mace, cenaiz]
Ancak Ulema bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Şöyle ki:
1. imam Malik ile Şafiî ve arkadaşları eşlerin birbirinin cenazesini yıkamalarını caiz görmüşlerdir. Ahmed’in meşhur kavli de budur. Erkeğin hanımının cenazesini yıkamasının delili, bundan sonra gelen hadistir. Kadmın eşinin cenazesini yıkamasının delili de mevzumuzu teşkil eden bu hadistir.
Beyhâkî ve Darekutnî’nin Esma bnt Umeys (r.anh)’den rivayet ettiklerine göre, Nebi (s.a.v.)*in kızı Fatıma (r. anh) vasiyet ederek kocası Ali (r.a) tarafındanyıkanılmasınıistemiş ve Ali (r.a) ile Esma (r.anh) onu yıkamışlardır.
Keza Aişe (r.anh)’dan rivayet edildiğine göre, Ebû Bekir (r.a) vefat edeceği zaman, hanımı Esma bint Umeys (r.anh) tarafından yıkatılmasını vasiyet etmiş, Esma (r.anh) zayıf olduğu için Abdurrahman (r.a) ona yardım etmiştir.
Bu âlimler, bundan sonra gelen “Eğer sen benden önce ölmüş olsan da senin başında durup seni yıkasam, seni kefenlesem ve senin cenaze namazını kıldırıp seni defnet sem, sana hiç bir şey zarar vermez.” buyurdu, mealindeki hadisi, Nebi (s.a.v.)’e mahsus olarak yorumlamışlar, yine bu alimlere göre, Nebi bu sözüyle Aişe (r.anh)’yı bizzat yıkamayı değil de yıkama tedbirini yüklenmeyi kastetmiş de olabilir.
Ali (r.a)’in Fatıma (r.anh)’yı yıkamasına gelince, Ibn Mesud (r.a) buna karşı çıkmıştır.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar