SÜNEN EBU DAVUD
MENASİK BAHSİ
DEVAM: 9. Kadın Hayızlı iken Hac için İhrama Girebilir
İbn Abbas’dan rivayet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.); “Hayizlı ve nifaslı (kadınlar) ihram yerine geldikleri zaman gusl edip, ihram’a girerler ve Beyt’i tavaf’ın dışında bütün hac ibadetlerini yerine getirirler” buyurmuştur.
(Bu hadisi Ebû Davud’a rivayet eden iki ravî’den biri olan) Ebû Ma’mer rivayetine “temiz oluncaya kadar” sözünü de eklemiştir. (Diğer ravf) İbn İsa ise, (hadisin senedinde sadece) “A ta’dan Oda İbn Abbas’dan” diyerek Mücâhidle İkrime’den bahsetmediği gibi) “Beyt’i tavaf etmenin dışında kalan hac ibadetlerini (yerine getir” şeklinde) rivayet etmiştir.
İzah:
Buhârî, hayz; îydeyn; hac; Tirmizî, hac; İbn Mâce, menâsik; Ahmed b. Hanbel, VI, 138.
Bu hadis-i şeriften “hayızlı veya nifaslı oldukları için hades-i ekberden kurtulamayan kadınların, gusletmek suretiyle manevî temizliğine kavuşan kimselere benzemek gayesiyle onlar gibi gusletmesinin müstehab olduğu ve ha-yızlı veya nifash bir kadının hac veya umre için ihrama girmesinin sahih olduğu” anlaşılmaktadır. Hadis âlimlerinden Hattâbî bu konuda şunları söylüyor: “Bu hadis-i şerifte nakıs olan kimselerin kemâl ve fazilet sahiplerine benzemek ve onların mertebesine ve sevabına erişmek ümit ve arzusuyla onları taklit etmelerinin müstehap olduğu ifâde edilmektedir. Hayız-h veya nifash bir kadının guslederek hadesden kurtulması mümkün olmadığı halde gusletmesi ancak, hayızsız ve nifassız olan ve gusleden kadınlara benzemek arzusundan ve içinde bulunduğu zaman mekâna saygıdan başka bir şekilde açıklanamaz.” Ayrıca bu hadis şu hükümlere de delâlet etmektedir:
1. Ulemâ bu hadise bakarak ihrama girmek isteyen bir kimsenin ihramdan önce gusledeceği konusunda görüş birliğine varmışlardır. Ulemânın büyük çoğunluğu bu guslün müstehab olduğuna hükmetmişlerdir. Hasan el-Basrî (r.a.) ile Zâhiriyye ulemâsından başka farz olduğunu söyleyen olmamıştır.
2. Hayızlı ve nifaslı kadının, Kâbe-i Muazzama’yi tavaf ile iki rekât tavaf namazı dışında bütün hac amellerini yapması gerekir,
3. Ulemânın büyük çoğunluğuna göre tavaftan sonra abdesti bozulan kimsenin sa’y için tekrar abdest alması şart değildir. Hasan el-Basrî ile bazı Hanbelî ulemâsının dışında sa’y için abdestin farz olduğunu söyleyen olmamıştır. Bunlar sa’yı tavafa benzettikleri için sa’y için de şart olduğuna hükmetmişlerdir.
Fakat ulemânın büyük çoğunluğuna göre tavaftan önce hayız veya nifâs gören bir kadının abdestsizlik ve gusülsüzlükten temizlenip de tavaf etmedikçe sa’y yapması yasaklanmıştır. Çünkü sa’yin sahih olması için sa’ydenönce,kâmil bir tavafın yapılmış olması şarttır. Bilindiği gibi tavafın kâmil olması abdestsizlikten ve gusülsüzlükten temizlenmiş olarak yapılması demektir. Nitekim, İbn Ebî Şeybe’nin İbn Ömer’den rivayet ettiği Âişe (r.a.) ihrâmlı iken şerefte hayız görmeye başlayınca O’na Hz. Peygamber:
“Temizleninceye kadar bir hacının yapacağı hac fiillerinin hepsini yap, fakat tavaf ile sa’yı yapma! buyurmuştur.” anlamındaki hadis-i şerif de bu görüşü te’yid etmektedir. Hafız İbn Hacer, bu hadisin senedinin sahih olduğunu ifâde etmiştir. İmâm Sevrî ile Atâ’ya göre ise, sa’yin sahih olabilmesi için sa’ydan önce tavafın yapılmış olması şart değildir. İmâm Ebû Hanife de, bu görüştedir. Ancak Hz. İmâm’a göre, tavafın sa’ydan önce yapılmaması halinde dem lâzım gelir.
4. Hayızlı ve nifaslı bir kadının tavaf yapması kesinlikle yasaklanmıştır. Aynı şekilde abdestsiz ve gusulsüz olan bir kimsenin de, Beyt’i tavaf etmesi yasaktır. Nitekim, Hâkim’in el-Müstedrek’inde sahih bir senetle İbn Abbâs’tan rivayet ettiği “Tavaf namazın ta kendisidir. Ancak Allah te’âlâ -Namazdan farklı olarak- sizin tavaf esnasında hayırlı şeyler konuşmanıza izin vermiştir” anlamındaki hadis-i şerifte bu gerçeği te’yid etmektedir. Ayrıca bu konuda Tirmizî’nin de rivayet ettiği şöyle bir hadis-i şerif vardır: “Ka’be-i Muazzama’yı tavaf etmek namaz kılmak gibidir. Ancak, -Namazdan farklı olarak- siz tavaf esnasında konuşabilirsiniz.”[Tirmızî, hac] Bu iki hadis-i şerife göre abdestsiz olarak yapılan tavaf sahih değildir. Çünkü bu hadislerde tavaf, konuşmanın dışında aynen namaza benzetilmiştir. Abdestsiz namaz sahih olmadığına göre namazın aynısı olan tavafın da, sahih olmaması gerekmektedir. Binâenaleyh namaz için şart kılınan abdest, setr-i avret gibi şartlar tavaf için de aranmaktadır. Bunlardan birisi, terk edilecek olursa ulemânın büyük çoğunluğuna göre o tavafın da iadesi lâzımdır.
Fakat Hanefî ulemâsına göre, abdestsiz yapılan tavafın iadesi lazım gelir. Şayet iade edilmeyecek olursa, dem lazım gelir. Hanefî ulemâsından bazıları tavaf esnasında abdestin sünnet olduğunu hesâb ederek abdestsiz yapılan bir tavafın iade edilmemesi halinde fıtır miktarı bir sadakanın yeterli olacağını söylemişlerdir.
Ahmet b. Hanbel’den, “Tahâretsiz olarak yapılan tavafın sahih olacağına ve bundan dolayı herhangi bir ceza lazım gelmeyeceğine” dâir de bir rivayet bulunmaktadır. Ebû Sevr ise, abdestsiz olduğunu bilmeden tavaf eden bir kimsenin tavafının sahih olduğunu, fakat abdestsiz olduğunu bile bile tavaf eden kimsenin tavafının sahih olmadığım söylemiştir. Abdestsiz olarak yapılan tavafın caiz olduğu görüşünde olanlar; tavafı, Arafat’taki vakfeye, sâ’ye ve haccın diğer amellerine kıyas eden kimselerdir. Bu kimselerin kıyâsına göre, sözü geçen bu amellerde abdest şart olmadığına göre bunların benzeri olan tavafta da, şart olmaması gerekir. Fakat konumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisinde geçen “Beyt’i tavafın dışında bütün hac ibâdetlerini yerine getirirler” cümlesi ile, bu hadisin şerhi esnâsında tercümelerini sunmuş olduğumuz hadis-i şerifler, bu kıyasın fâsid bir kıyas olduğunu ve tavaf için taharetin şart kılındığını açıkça ortaya koymaktadırlar.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar