SÜNEN EBU DAVUD
SAVM BAHSİ
DEVAM: 37. Ramazanda (Gündüz Oruçlu İken) Karısıyla Cinsi Temasda Bulunanın Ödeyeceği Keffaret
Zührî’den bu (önceki) hadîs mâ’nâ olarak rivayet edilmiştir. Zührî bu rivâyetde şunu da ilâve etmiştir: “Bu, (hurmayı kendi ailesine yedirmesi) sadece o şahsa özel bir ruhsattır. Eğer bugün bir adam öyle bir şey yapsa, onun için keffâretten kurtuluş yoktur.”
Ebû Dâvud dedi ki; “Bu hadîsi, Leys b. Sa*d, Evzâî, Mansûr b. el-Mu’temir ve Irak b. Mâlik, îbn Uyeyne’nin (hadîsinin) mânası ile rivayet etmişlerdir. Evzâî, rivayetine (Hz. Peygamberin); “Ve Allah’dan afv dile” (buyurduğunu) ilave etti.
İzah:
Bundan önceki hadîsin bu metindeki isnâd ile gelen rivâyetinde, Zührî’nin, hadîsin sonuna kendi görüşünü belirten bir ilâvede bulunduğu görülmektedir. Zührî bu ilâvesinde; Rasûlul-lah’ın kendisine gelen kişiye, hurmayı ailesine yedirmesini emredişini, ondan keffâreti düşürme olarak telâkkî etmiş ve bunun o şahsa Özel bir izin olduğunu bildirmiştir. Zührî devamla, bugün bir adamın oruç bozması hâlinde kendisine mutlaka keffâretin gerekli olduğunu söyler.
Zührî’den gelen bu rivayetin tamamı Beyhâkî’nin Sünen’inde mevcuttur, zührî’nin sözü çıkarılınca, önceki numarada geçen hadîsle aynı manaya gelen bu rivayeti burada zikretmeye gerek görmüyoruz.
Münzîrî, Zührî’nin bu sözü için, “Bu, delîli olmayan bir iddiadır,” demiştir.
Hattâbî de bu konuda şunları söyler: “Bu, Zührî’nin, ne delîl ne de şâhid getiremediği bir iddiadır. Başkaları da, Hz. Peygamber’in adama hurmayı ailesine yedirmesini emretmesi halinin mensûh olduğunu söylemişler fakat, onun neshine dâir bir haber zikretmemişlerdir. Bu konuda benim duyduğum en güzel söz, Ebû Ya’kûb el-Buveytî’nin şu sözleridir; “Hz. Peygamber’e gelen şahsa, bir köle azâd etmesi gerekli olmuştu. Bu şahsın köle satın alabilecek gücü olmadığı anlaşılınca oruç tut, denildi. Oruca gücü yetmeyince, altmış fakir doyurması emredildi. Yedirecek bir-şey bulamayınca da Hz. Peygamber onun sadaka olarak vermesi için kendisine birşeyler verilmesini emretti. Bunun üzerine adam, Medine’de kendisinden daha muhtaç kimsenin olmadığım söyledi. Hz. Peygamber “sadakanın en efdaii ihtiyatsızlıktan (ihtiyaç fazlasından) olanıdır” buyurdu ve başkalarına tasadduk edip de kendisini ve ailesini ihmâl etmesini uygun görmedi. Adam kendisine verilen yiyecekten ailesinin bir günlük azığı ek-silince, altmış fakire yetmez hale gelmiştir. Böylece o esnada adamdan keffâret düşmüştür. Adam, imkân buluncaya kadar, keffâret zimmetinde borç olarak devam eder. Hadîsde, o şahsa keffâretin gerekmediğine dâir bir işaret mevcut değildir.”
Hattâbî’nin naklettiği bu ifâdelerden anladığımıza göre; Zührfnin “bu ruhsat, o zâtın şahsına aittir…” şeklindeki sözlerinin delili yoktur. O zât için bir ruhsat da söz konusu değildir. Hz. Peygamber’e gelen şahıs efendimizin kendisine verdiği hurmadan-önce, ihtiyaç içinde olan ailesinin o günlük yiyeceklerini vermiş, dolayısıyla hurma keffârete yetecek meblâğdan düşmüştür. Böylece imkân bulacağı zamana kadar keffâret ertelenmiştir.
Ebû Davud’un rivayetin sonuna koyduğu ta’likte, önceki rivayetlerden farklı bir ilâve daha göze çarpmaktadır. Bu ilâve de, Evzâî’nin rivâye-tindedir. Buna göre, Hz. Peygamber kendisine gelen zâta, bozduğu orucun keffâret yollarını gösterdikten sonra, “ve Allah’dan af dile” buyurmuştur. Evzâî’nin bu rivayetinden anlaşıldığına göre, keffâretler birer cezadır. İfsâd sebebiyle doğan günâhlara bedel değildirler. Günâhların bağışlanmasına vesile olacak şey tevbedir.
Ebû Davud’un bu ta’likte işaret ettiği hükmü içeren başka bir rivayet 2393 numarada gelecektir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar