SÜNEN EBU DAVUD
EDEB BAHSİ
7. Güzel Huy
Aişe (r.anhâ)’dan (rivayet edilmiştir); dedi ki: Rasûlulah (s.a.v.)’i (şöyle) derken işittim: “Muhakkak ki mu’min, ahlâkının güzelliği sebebi île (gündüzleri) oruç tutan (ve geceleri de) Allah’a ibâdetle geçiren kimsenin derecesine ulaşır.”
İzah:
Muvatta; husnu’l-huluk.
Ahlâk: Hulk (huy) kelimesinin çoğuludur.
Huy: Nefiste yerleşip fikir yormaya muhtaç olmaksızın kendiliğinden meydana gelen heyet-i râsiha (yerleşmiş bir şekildir. İşte buna huy denir. Kâtibin bir şeyi yazarken yazdığını harf harf tefekkür etmediği ve mutribin saz çalarken ahengini nağme nağme düşünmediği gibi, meleke haline gelen davranışlar da insandan hiç düşünmeden kolayca sudur ederler. Meleke haline gelmeyen davranışlar insandan kolayca sudur etmedikleri gibi, meleke haline gelmeyen davranışlara da huy denmez.
Bu suretle, kişide kendisinden güzel davranış, ve ameller meydana gelecek bir şekilde bulunursa, ona “hulk-ı hasen: güzel huy” ve eğer çirkin işler meydana gelecek şekilde bulunursa, buna da “hulk-ı seyyi’: kötü huy” denir.
Ahlâk bilginleri, insan nefsinde üç kuvvetin varlığını belirtirler.
a. İdrâkin başlangıcı ve kaynağı olan “kuvvet-i ilmiyye: ilmî kuvvet”
b. Zararları def etmenin kaynağı olan “kuvve-i şeheviyye: şehvet kuvveti”.
c. Kuvve-i gazabiyye: gazab kuvveti.
Bu üç kuvvetten birincisi olan ilim kuvveti, yalnız insan ruhuna aittir. Diğer ikisi ise sair hayvanlarda da müşterektir.
Bunların her birinin i’tidal, ifrat ve tefrit olarak üçer mertebesi olup, i’tidal merkezinde olanlar övülmüştür, fazilettir. İfrat ve tefrit tarafları ise çirkindir, rezalettir. Bunları geniş olarak tetkik etmek isteyenler ahlâk kitaplarına müracaat buyursunlar.[Ahmed Rifat, Tasvir-i Ahlâk, 129. Tercüman.]
Mevzuumuzu teşkil eden hadis-i şerifte; güzel ahlâk sahibi bir müslümanın ahlâkı sayesinde gündüzlerini oruçla gecelerini de ibadetle geçiren bir müslümanın derecesine erişebileceği ifade edilmektedir. Bu gerçeği anlamak çok kolaydır. Şöyle ki, gündüzlerini oruçla gecelerini de Allah’a taatle geçiren bir kimse, aslında nefsiyle ve şehvanî arzularıyla mücadele edip onlara galip gelmeye çalışıyor demektir. İyi düşünülürse insanlar arasına katılıp onlarla olan, muamelesinde güzel ahlâkı elden bırakmayan kimse ise/aslında aralarına katıldığı kişiler adedince nefislere muhatab, bir çok nefse karşı mücahede ediyor demektir. Bu böyle olunca, bu kimse gündüzleri oruçla geceleri de taatle geçiren kimselere erişmesi ve hatta onları geçmesi hiç de yadırganacak bir durum değildir.
İşte bunun içindir ki Rasûlullah (s.a.v.), sahabeyi güzel ahlâka teşvik eder, çeşitli yollarla onlara güzel ahlâkı sevdirmeye çalışırdı. Çünkü nefislerin temizlenmesi ve insanların kemale ermesinde bunun tesirini çok iyi biliyordu. Rasûlullah (s.a.v.) Ebu Zer’e buyuruyor ki:
Ey Ebu Zer, sana yapılması insana hafif gelecek, mizan(ın)da ağır basacak iki haslet söyleyeyim mi? Ebu Zer:
Evet ya Rasûlullah, dedi. Buyurdu ki:
Güzel ahlâkı ve sükûtu terk etme. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki insanlar bu iki haslet gibisiyle güzelleşmediler.”[Ebu Ya’lâ, Taberânî.]
“Güzel ahlâk nemadır, kötü ahlâk uğursuzluktur. İyilik ömrü artırır, sadaka kötü ölümü engeller.”[Ahmed b. Hanbel.]
“Allahim, beni güzel yarattın, ahlâkımı da güzelleştir.”
Allah (c.c.) hazretleri: “Sen yüce bir ahlâk üzeresin” buyurduğu halde Nebi (s.a.v.)’in ahlakının güzelleşmesi için dua etmesi müslümanların daima ahlâkının güzelleşmesini istemeleri, ne kadar yükselirlerse yükselsinler, Allah’dan bu hususta yardımını eksik etmemesini dilemeleri icab ettiğini gösterir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar