SÜNEN EBU DAVUD
VİTR BAHSİ
DEVAM: 24. Çakıl Taşlarıyla Tesbih Çekmek
Ebû Hureyre (r.a.)’den; demiştir ki: Ebu Zerr-i Gıfarî: Ya Resûlullah! Zenginler sevapta (ileri) gittiler. Bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyorlar. Bir de fazla malları var, onunla sadaka veriyorlar. Bizim ise, sadaka verecek (fazla) malımız yok, dedi. Resulullah (s.a.v.): “Ya Eba Zerr, sana birkaç söz öğreteyim mi? Onlarla seni geçene yetişirsin. Senin yaptığını yapmayan (o sözleri söylemeyen) hiç kimse de senin ardından yetişemez.” Evet ya Resulullah! öğret.
“Her (farz) namazın peşinde otuz üç kere tekbir getirir (Allahu ekber der), otuz üç kere hamd eder (elhamdülillah der), ve otuz üç kere tesbih okursun (sübhanelallah dersin).Sonunu da Allah’tan başka ilah yoktur. Yalnız o vardır, onun eşi ve ortağı yoktur. Mülk onundur, hamd o’nadır, o herşeye kadirdir” (la ilahe illallahu vahdehu la şetike leh lehul mulk ve lehul hamd ve huve ala kulli şey’in kadir) ile bitirirsin. Her kim bunları söylerse denizin köpükleri kadar bile olsa (küçük) günahları bağışlanır.”
İzah:
Buharî (benzen) ezan, deavat; Müslim (benzeri) mesacid, zekat; İbn Mace, (benzeri) ikame; Darimî, salat; Ahmed b. Hanbel, III, 238, V, 167, 168.
Hadis-i şerifte tekbir, teşbihten önce zikredilmiştir. Müslim ve diğer kitaplardaki rivayetlerin çoğunda ise, teşbih tekbirden önce söylenmiştir. Her iki türlü uygulama caiz olduğu için rivayetler birbirlerine zıt sayılmaz. Üstelik kelimeler arasındaki “vav” tertib ifade etmez. Teşbih (sübhanellah)’in önce, tekbir (Allahu ekber)’in ise, en sonda söylenmesi efdal görülür.
Hadisin Buharî ve Müslim’deki zabtına göre zenginlerin ileri gittiğini söyleyerek onların aldıkları ecre gıbta eden burada olduğu gibi Ebû Zerr değil, muhacirlerden bir grup fakirdir. Buharî’nin rivayetinde zenginlerin -ileri gidişlerine sebeb olarak- sadaka vermelerinin yanında haccetmeleri, umre yapmaları ve cihad etmeleri de zikredilmiştir. Müslim’de ise, sadakaya ilave olarak, köle azad etmeleri zikredilmiştir. Yine Müslim’in bir rivayetinin sonunda,-hadisi Ebu Hüreyre (r.a.)’den nakleden Ebû Salih, muhacirlerin fakirleri Re-sülullah’a dönüp “zengin kardeşlerimiz bizim yaptıklarımızı duyup aynısını yaptılar” dediler. Efendimiz de “Bu Allah’ın bir fazlı ihsanıdır. Onu dilediğine verir” ayetin [Hadid 21.] okuyarak cevap verdi” demektedir.
Müslim’in rivayetindeki bu ifadelerden şükreden zenginlerin, sabreden fakirlerden daha efdal oldukları anlaşılır. Tıybî buna işaret ettikten sonra, “Evet gerçek de bu. Çünkü zengin bir sürü tehlike ile karşı karşıyadır. Ama sabreden fakir, güven içerisindedir” der. İmam Gazali, ulemanın bu konuda ihtilaf ettiklerini söyledikten sonra Cüneyd, bazı Allah dostları ve bir çok alimin, fakirlerin daha efdal; İbn Ata’mn ise zenginlerin üstün olduğunu söylediklerini kaydederler.Aliyyu’l-Kaari Mişkat şerhi Mirkatü’l-Mefatih’de bu mesele üzerindeki ihtilafları uzun uzadıya saydıktan sonra Hz. Ömer’in “Zenginlik ve fakirlik iki binektir. Hangisine bindiğime bakmam bile” dediğini kaydeder. Aliyyü’I-Kaari devamla, “şüphesiz ki, Rabbin kimi dilerse rızkım genişletir, daraltır. Çünkü o kullandım herhali)nden gerçekten haberdardır. (Herşeyi) hakkıyla görendir”[İsra 30] mealindeki ayete işaret etmiş ve şöyle demiştir: “Evet Allah, nebilerinin, velilerinin ve seçkin kullarının çoğuna fakirliği seçti. Zenginliği ise düşmanlarının çoğuna ve pek az dostuna tercih etti. Artık sen ister onu, ister bunu seç. Zaten Allah dilediğini yapacaktır.”
Yaptıkları hayır ve hasenat sebebiyle daha çok sevaba nail olan zenginlerin fakirlerin okudukları zikirleri de okuyarak yine onlardan ileri olmaları konusunda Buharî şarihi Kirmanı de şunları söyler: Fakirlerin maksadı, yüksek derece ve nimetlerin kendileri için de olmasını istemekti, zenginlerden daha üstün olma arzusu değildi. Bu da şükreden zenginin, sabreden fakirden daha efdal olduğuna işaret eder.
Şeyh Takiyüddin de hadisteki “ileri o!mak”tan maksadın derece yönünden üstünlük olduğunu söyleyerek Kirmanî’nin fikrine iştirak eder. Sindî, ileri gitmenin amel ve ömürle olduğunu, çok çalışmakla zenginlere yetişmenin mümkün olduğunu söylemenin daha uygun olacağı kanaatindedir. Bazı alimler ise, bu öncelik ve sonralığı zaman itibariyle ele almışlar, “gecenler’in sahabîler, sonrakilerin de daha sonra gelen nesiller olduklarını söylemişlerdir.
Hadisin Buharî ve Müslim’deki rivayetleri içinde bu farklı görüşlerden her birini haklı çıkaracak ifadeler vardır. Ebû Davud’un rivayetindeki ifadelere göre, Hz. Peygamberin Ebu Zerr’e söylediği “seni geçene yetişirsin… senin ardındakiler sana ulaşamaz” sözlerindeki “öncelik ve sonralığı” sevab ve mertebe yönüne hamletmek daha uygundur.
Hadis-i şeriften, namazlardan sonra otuz üçer defa sübhanellalfe elhamdülillah ve Allahü ekber deyip sonuna da “La ilahe illellahü vehdehû la şerike lehû’l-Mülkü velehü’l-hamdü ve hüve ala küllî şey’in kadîr” sözlerini İlave etmenin ne derece büyük sevaba vesile olduğu anlaşılmaktadır. Namaz sonunda söylenecek virdler konusunda bir çok hadis-i şerif gelmiştir. Bunlardan kimi üzerinde durduğumuz hadisteki söz ve sayılara uygun düştüğü halde, bazılarında daha değişik söz ve rakamlar görülmektedir. Bu hadisin İbn Ma-ce’deki rivayetinde Sübhanellah, el-Hamdiilillah ve Allahu ekber sözlerinden ikisinin otuz üçer, birinin ise, otuz dört defa söyleneceği belirtilmiş fakat hangisinin otuz dört olacağı açıklanmamıştır. Nesaî’nin Zeyd b. Sabit’ten yaptığı rivayette ise, tekbirin otuz dört defa söyleneceği açıkça ifade edilmiştir. Yine Nesaî’nin Abdullah b. Amr’den rivayetinde bu sözlerin her birinin farzlardan sonra onar defa söyleneceği, böylece her gün tamamının dilde yüz elli, mizanda ise, bin beşyüz edeceği söylenmiştir. Ayrıca sübhanellah, elhamdülillah, Allahu ekber ve lailahe illellah sözlerini her namazdan sonra yirmi beşer, diğer bir rivayete göre yüzer; başka bir rivayete göre ise, ilk üçünü on birer defa söylemenin günahların bağışlanmasına vesile olacağı belirtilmektedir.
Bütün bu rivayetler gösteriyor ki, namazlardan sonra teşbih çekmek Hz. Peygamberden beri vardır. Fakat sayıları konusunda farklı rivayetler gelmiştir. Bunlardan hangisi uygulanırsa sünnete uyulmuş olur. Ancak şunu da kayd etmek gerekir ki, bu rivayetler içerisinde en kuvvetli olanı teşbih esnasında söylenen sözlerin otuz üçer defa olduğunu bildirenidir. O halde bunu yapmak daha efdaldir.
Yine bu rivayetlerden anlaşılıyor ki teşbih çekerken sayıyı gözetmek gerekir. Mesela otuz üç kere sübhanellah demenin yerine otuz iki defa söylemekle sünnete göre hareket edilmiş olunmayacağı gibi, otuz dört kere söylendiğinde de sünnet uygulanmış sayılmaz. Askalanî’nin Fethü’l-BarTdeki ifadelerinden bu anlaşılır. Ancak Ebu’1-Fadl, Tirmizî şerhinde Askalanî’ye itiraz ederek hadiste belirtiler, sayıdan daha fazla söylemenin kusur değil, meziyet olduğunu, dolayısıyla daha fazla sevabı gerektirdiğini söyler.
Bu meselede niyeti esas alarak her iki görüşün isabetli olduğunu söylemek mümkündür. Şöyle ki, kişi hadiste belirtilen adede mesela otuz üçe gelindiğinde sünnete imtisale niyet eder, fakat bu sayıdan sonra sevabını artırmak için zikrine devam ederse, hem sünnete uymuş hem de fazla sevabı hakketmiş olur. Ama otuzüçün bitiminde sünnete imtisale niyet etmemiş, rastgele zikrine devam etmişse, sünnete uymuş olmaz.
Karafi, Kavaid’inde daha titiz davranmış, hadiste tesbit edilen rakamı geçmenin bid’at olduğunu söylemiştir. Bazı alimler bu sayılara uyarak teşbih çekmeyi, doktorun tavsiyesine uyarak ilaç kullanmaya benzetirler. Hastalık, günde üç kere hap alınmasını gerektiriyorsa, bir tane almak faydasız, beş tane almak da zararlı olabilir. Hz. Peygamber’in teşbih konusunda belli rakamlar vermesinin, bizim kavrayamadığımız hikmetleri de olabilir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar