SÜNEN EBU DAVUD
DİYAT BAHSİ
DEVAM: 8. Kasame İle Öldürmek
Sehl b. Ebi Hasme ve kavminin büyüklerinden (bazı) adamlar haber verdiler ki: Abdullah b. Sehl ve Muhayyisa başlarına gelen bir kıtlık yüzünden Hayber’e doğru yol’a çıktılar. Muhayyisa’ya gelinip, Abdullah b. Sehl’in öldürüldüğü ve bir kuyuya veya çukura atıldığı haber verildi. Muhayyisa Yahudilere gelip: “Vallahi onu siz öldürdünüz” dedi. Yahudiler de: “Vallahi biz öldürmedik” dediler. Bunun üzerine döndü ve kendi kavmine geldi. Olup biteni onlara haber verdi. Sonra da kendisinden büyük olan kardeşi Huveyyisa ve Abdurrahman b. Sehl ile birlikte geldiler.
Muhayyisa -Hayberde olan o idi- konuşmak için (Rasûlullah’a) gitti. Rasûlullah (s.a.v) yaşı kasderek “büyült, büyült (büyüğünüz konuşsun)” buyurdu. Bunun üzerine, Huveyyisa konuştu, sonra Muhayyisa konuştu. Rasûlullah (s.a.v): “(Yahudiler) ya arkadaşınızın diyetini verirler yada (Allah ve Rasûlüne) harb açtıklarını bildirirler” buyurdu. Ayrıca bunu Yahudilere yazdı. Yahudiler de: “Vallahi onu biz öldürmedik” diye yazdılar.
Rasûlullah (s.a.v): Huveyyisa, Muhayyisa ve Abdurrahman’a: “Yemin eder ve arkadaşınızın kanını hak eder misiniz?” dedi. “Hayır” dediler. Rasûlullah: “Sizin için Yahudiler yemin etsinler mi?” buyurdu. “Onlar müslüman değiller” dediler. Bunun üzerine, Rasûlullah onun diyetini kendi yanından verdi. Onlara, yüz dişi deve gönderdi. O kadar ki, develer evlerine kadar sokuldu.
Ravi Sehl şöyle dedi: “O develerden kırmızı bir deve beni tepti.”
İzah:
Buharî, diyât; Müslim, kasâme; Nesâi, kasâme; İbn Mâce, diyât
Terceme, Avnü’l-Ma’bud’un izahı göz önünde tutularak, fiillerin meçhul okunuşuna göre yapılmıştır. Aynı cümleyi, fiilleri malum okuyarak, “Muhayyisa gelip, Abdullah b. Sehl’in öldürüldüğünü ve bir çukura veya kuyuya atıldığını haber verdi” şeklinde terceme etmek te mümkündür.
Hadis-i Şerif, kasâme’nin meşruiyeti konusunda delildir. Tüm İslâm ulemâsı kasâmenin meşru oluşunda müttefik olmakla birlikte, uygulaması yönünden bazı farklı görüşlere sahiptirler. Bu konulara girmeden evvel hadisteki şahıslar ve tâbirler üzerinde kısaca duralım:
Metinlerde görüldüğü üzere Muhayyisa b. Mes’ud ve Abdullah b. Sehl birlikte Haybere gitmişler ama yolda ayrılmışlar. Abdullah öldürülmüş ve Huveyyisa, Muhayyisa ile Abdullah’ın kardeşi Abdurrahman, Hz. Peygambere gelmişler, Huveyyisa ile Muhayyisa iki kardeştirler ve öldürülen Abdullah’ın amcası oğullarıdırlar. Bunlar maktulün kardeşi olan Abdurrahman’dan daha büyüktürler. Maktulün velisi olduğu için olsa gerek ki, küçük olmasına rağmen Rasûlulîah’ın huzurunda kardeşinin öldürülmesi konusunda Abdurrahman konuşmuş ama efendimiz bunu hoş karşılamamış, edebe mugayir olduğunu ihsas ettirmiş ve “el-kübra el-kübra” demiştir. Bu tabir ya “Söze büyüğünüz başlasın” yahut da “büyüğünüzü öne geçirin” manalarına kullanılır. Zâten râvi, Rasûlulîah’ın böyle mi yoksa “li yebdei’I ekberu = büyüğünüz başlasın” mı dediği konusunda şüpheye düşmüştür.
Nebi {s.a.v) maktulün velilerinin konuşmalarını dinledikten sonra: “Onlardan birisinin öldürdüğüne dâir elli defa yemin ederseniz onun ipi size verilir.” buyurmuştur.
“İpi verilsin” diye terceme ettiğimiz terkib “fe’l yudfe’ bi rummetihi” dir. “Rumme” aslında hayvanın kaçmasın diye bağladıkları iptir. Burada murad: “Katilin boğazına bağlanıp maktulün velilerine teslim edildiği iptir.”
Maktulün velilerinin görmedikleri bir şeye yemin edemeyeceklerini ve müslüman olmayan Yahudilerin yeminlerine itibâr etmeyeceklerini söylemeleri üzerine Hz. Nebi, yüz kızıl deve vererek maktulün diyetini kendisi ödemiştir.
Müslim’in bir rivayetinde Rasûlulîah’ın bu diyeti sadaka develerinden ödediği bildirilmektedir. Ama bu, sarihlerin ilgisine konu olmuştur. Çünkü zekât mallarının kimlere verileceği Kur’an-ı Kerim’de bildirilmiştir ve bunlar arasında faili meçhul cinayetin diyeti yoktur. Bazı âlimler; bu ifâdenin, râvinin bir hatâsı olduğunu söylerken, bâzıları Rasûlulîah’ın bu develeri kendilerine zekât olarak verilen fakirlerden satın alarak diyet ödediğini söylerler. Nevevî ikinci görüşü benimsemiştir. Rasûlulîah’ın bu develeri satın alırken bedelini kendi şahsî malından yada hazineden ödemiş olması mümkündür.
Hadislerde görüyoruz ki, Hz. Nebi (s.a.v) önce maktulün velîlerine, maktulü falan öldürdü, diye elli defa yemin etmelerini teklif etmiş, onların yeminden imtina etmeleri üzerine de, yahûdilerin (katil zanlılarının) yemin etmeleri halinde temize çıkacaklarım söylemiştir. Bu hal, yemin önce maktulün velîlerine (davacılara), onların yeminden kaçınmaları halinde katil zanlılarına (dâvâlılara) teklif edilir, diyen Mâliki, Şafiî ve Hanbelilerin görüşüne delildir. Mukaddimede de işaret ettiğimiz gibi Ha-nefilere göre ise yemine dâvâlıdan başlanılır. Hanefiler Kasâme konusunu da diğer dâvalarla bir tutmuşlar ve “Beyyine getirmek mâddeiye, (dâvâcıya), yemin de inkâr edene (dâvâlıya) vazifedir” hadisi ile istidlal etmişlerdir. Ayrıca, üzerinde durduğumuz hâdise de, Saîd b. Müseyyeb’in, “Rasûlullah (s.a.v) yemin ettirmeye Yahudilerden başladı. Çünkü maktul onların arasında bulundu” dediği tarzındaki rivayete dayanırlarlar.[bk. eI-Merğınâni. el-Hidâye, IV. 216-217.]
Daha önce, Hanefi ve Şâfiîİere göre Kasâme yoluyla kısasın sabit olmadığını, Mâlikilere göre ise dâvanın amden öldürme şeklinde olması halinde kısasın sabit olacağını söylemiştik. Bu hadislerdeki, “Eğer siz elli kere yemin ederseniz onun ipi teslim edilir” cümlesi Mâl ikiler için delildir. Çünkü az önce de belirttiğimiz gibi buradaki ipten murad, katilin boynuna bağlanıp maktulün velilerine teslim edildiği iptir. Ama diğer ulemâ bundan maksadın, onların diyet ödemeleri için teslim edilmeleri olduğunu söylemişlerdir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar