SÜNEN EBU DAVUD
SALATU’S-SEFER BAHSİ
14. “İmam (Arkasındaki Safla) Bir Rekat Kılınca Ayakta Beklerken (Bu Saftakiler) Diğer Rekatı Kendi Başlarına Kılarak Namazı Tamamlarlar, Sonra Selam Verip Düşmana Karşı Dururlar Ve (İmamın) Selam (ı Cemaatle ni , Yoksa Onları Beklemeden Yalnız Başına mı Vereceği) Konusunda İhtilaf Edildi” Diyenlerin Görüşüyle İlgili Hadisler)
Salih b. Havvât’ın Zâtü’r – Rikaa ‘ harbi vuku bulduğu gün Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte korku namazı kılan bir zat’tan rivayet ettiğine göre; Bir taife Peygamber (s.a.v.) ile birlikte (arkasında), bir başka taife de düşmana karşı saf tutmuştu. (Hz. Peygamber) Yanındakilere bir rekat namaz kıldırmış, sonra ayakta dururken (cemaat) kendi kendilerine (namazı) tamamlamışlar. Sonra namazdan çıkarak düşmanın karşısına saf bağlamışlar. (Bu sefer) öteki taife gelmiş, Resûlullah (s.a.v.) onlara da namazından kalan rekatı kıldırmış, sonra oturarak beklemiş, cemaat kendi kendilerine namazı tamamlamışlar, sonra Resûlullah (s.a.v.) onlarla selâm vermiş.
Mâlik dedi ki: (Bu mevzuda) duyduklarımın bana en hoş geleni Yezid b. Rûman’ın hadisidir.
Diğer tahric : Buhârî , meğâzî ; Müslim, müsâfirîn ; Nesâî , Havf ; Tirmizî , cuma; muvatta , havf ; Ahmed b. Hanbel , II, 132, 150, 155, 320, 522.
AÇIKLAMA:
Zatü’r – Rika ‘ Necd bölgesinde Gatafan topraklarında cereyan etmiş meşhur bir gazvenin ismidir. Buhârî’nin talikine göre hicretin yedinci senesinde cereyan etmiştir. Esasen bu kelime sözlükte “yamalı” anlamına gelir. Müslüman askerlerin ayakları delindiği ve bu yüzden de ayaklarına bez bağladıkları için bu isim verilmiştir. Bu savaşın cereyan ettiği yerde siyah, beyaz ve kırmızı renkleri olan bir dağ bulunduğu için bu ismin verildiği de söylenir. Sebebi ise, Gatafan kabilesinin civar kabilelerle birleşerek büyük bir kuvvetle müslümanlar üzerine hücuma geçmek üzere toplandıkları yolundaki bir haberin Medine’ye ulaşmış olmasıdır. Bunun üzerine Resûl -i Ekrem (s.a.v.) Hz. Osman b. Affân’ı Medine’de vekil olarak bırakarak 400 veya 700 kişiyle yola çıktı. Zatü’r – rika ‘ denilen yere kadar geldiği halde düşmanın izine rastlayamadı. Çünkü düşmanlar Müslümanlardan korktukları için dağların başına kaçarak gözden kaybolmuşlardı. Ortalıkta sadece kaçmayı başaramayan bir kaç kadın kalmıştı. Bu yüzden burada bir savaş olmadı. Fakat düşmanın yeniden toparlanarak saldırıya geçme tehlikesi bulunduğu için burada kılınan namaz metinde tarif edildiği şekilde korku namazı olarak kılındı. Resûl -i Ekrem (s.a.v.) cemaati iki safa ayırıp birinci saf düşmanı gözetlerken ikinci saf arkasına durup birinci rekatı cemaatle kılmıştır. Hep birlikte ikinci rekatın kıyamına kalkınca Resûl-i Ekrem kıyamda beklemiş, bunlar da namazın geri kalan kısmını yalnız başlarına kılmışlar ve düşman karşısında bulunan saftakilerin yerlerini alarak kıyamda beklemekte olan Resûl-i Ekrem’in arkasında saf olmalarını ve ikinci rekatı Resûl-i Ekrem’le birlikte kılmalarını sağlamışlardır. İkinci rekatı Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’ le beraber kılan bu safta Resûl-i Ekrem’le birlikte kılamadıkları rekatı yalnız başlarına tamamlarlarken Resûl-i Ekrem de kendilerini kuudda beklemiştir. Nihayet kılamadıkları rekatı yalnız başlarına kılarak Resul-i Ekrem’in arkasına oturmuşlar ve Resûl-i Ekrem’le birlikte selâm vererek namazdan çıkmışlardır.
Bu suretle daha önce namazlarını kılan safın Resûl -i Ekrem’le birlikte iftitâh tekbiri alma faziletine ermelerine mukabil bunlar da Resûl-i Ekrem’le birlikte selâm vermenin faziletine ermişlerdir.
Metindeki, ” Mâlik dedi ki; bu mevzuda duyduklarımın bana en hoş geleni Yezid b. Rûmân hadisidir” cümlesi, İmam Mâlik’in Muvatta’ında “Bu mevzuda işittiklerimden en hoşuma gideni el-Kasım b. Muhammed’in Salih b. Havvât’tan naklettiği hadistir” şeklinde geçmektedir.[ez- Zürkânî , Şerhu Muvatta ‘, II, 127.] Fakat bu iki cümle arasında bir fark yoktur. Çünkü bu iki cümle ile de îmâm -ı Mâlik mevzuumuzu teşkil eden Salih b. Havvât hadisini kast etmiştir. Dârekutnî’de bu hadisi naklettikten sonra şunları söylemektedir: ” İbn Vehb diyor ki: Her ne kadar İmam Mâlik bana “benim salât-ı havf I konusunda en hoşuma giden bu hadistir” dediyse de, sonradan bu fikrinden döndü ve “bana göre bu taifenin kılamadığı rekatı Resûl-i Ekrem’in selâm verdikten sonra kaza etmiş olması daha uygundur” dedi.” Dârekutnî’nin bu sözleri salât-ı havf konusunda İmam-ı Mâlik’in görüşünü ortaya koymaktadır. Yani Resûl -i Ekrem (s.a.v.) le birlikte iki saf ayrı ayrı birer rekat namaz kılmışlar, ikinci rekatı Resûl-i Ekremle kılan cemaat kılamadıkları rekati kaza etmek için kalktıkları zaman Resûl-i Ekrem selâm vermek için onları beklememiştir. Nitekim İmam-ı Şafiî, İmam Ahmed ve Dâvûdü’z – Zâhirî de bu mevzuda İmam Mâlik’in görüşünü benimsemişlerdir. Ancak Şafiî’ye göre ikinci grub namazı bitirmedikçe imam selâm vermez, selâmı cemaatle beraber verir. Bu konuda Zürkânî şunları söylemektedir:
” Mâliki ulemâsına göre Resûl-i Ekrem selâm vermek için ikinci rekatı kendisiyle birlikte kılan safın namazı bitirip selâma yetişmelerini beklemez. Bu mevzuda düşmanın kıble tarafında olup olmaması arasında fark yoktur.”
Korku namazının Hanefî ulemâsına göre kılınışını ise Merhum Ö. Nasuhi Bilmen Efendi şöyle anlatıyor: “Cemaatten bir zümre düşman karşısında durur bir zümre de gelip imama uyar, iki rekatlı bir namazın ilk rekatını, üç veya dört rekatlı bir namazın da ilk iki rekatını imam ile beraber kılar, ikinci secdeden veya birinci ka’dede teşehhüdden sonra düşman cephesine gider, diğer zümre gelerek imama uyar, onun ile beraber geri kalan rekatları kılar, tekrar düşman karşısına gider. İmam kendi başına selam verir, namazdan çıkar. Birinci zümre döner gelir, namazını kıraatsiz olarak tamamlar, selam verir, düşman karşısına gider. Çünkü bu zümre lâhık bulunmuştur. Sonra ikinci zümre gelir, namazlarını kıraatle ikmal edip düşman cephesine tekrar gider. Zira bunlar da mesbûk bulunmuştur. Maamafih bu zümreler bulundukları yerde de namazlarını ikmal edebilirler.”[Büyük İslâm İlmihali, 202 – 203.]
Hanefî ulemâsının bu mevzudaki delili ileride tercümesini sunacağımız 1244 numaralı hadistir, imam Nevevî’nin tahkikine göre bu hadis-i şerifi rivayet eden zat Havvât b. Cubeyr’dir .
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar