SÜNEN EBU DAVUD
SALATU’L-İSTİSKA BAHSİ
DEVAM: 9. Küsûf Namazı İki Rekattır Diyenler(in Delilleri)
Abdullah b. Amr (b. el-Âs)’den; demiştir ki: Resûlullah (S.A.V.) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Efendimiz (namaza) durdu. (Kıyamı o kadar uzattı ki) nerdeyse rükû’a eğilmeyecekti. Sonra sanki doğrulmayacakmış gibi (uzun) bir rükû yaptı. Daha sonra başım kaldırdı (ve) secdeye varmayacakmış gibi (ayakta kaldı). Sonunda secdeye kapandı, bunu da sanki başını kaldırmayacakmış gibi uzattı. Sonra (secdeden) kalkıp aynı şekilde uzun zaman oturarak kaldı. Akabinde (ikinci) secdeyi yapıp, kafasını kaldırmayacakmış gibi bunu da uzattı. Sonra doğruldu. (İkinci rekate kalktı) diğer (ikinci) rekatte de aynen böyle yaptı ve secdesinin sonunda “Üf üf” diye üfledi. Sonra da; “Ey Rabbim! Sen, ben aralarında iken onlara azab etmeyeceğini va’detmedin mi? Onlar istiğfara devam ettikçe kendilerine âzab etmeyeceğini va’d etmedin mî?” deyip namazını bitirdi. Bu esnada güneş de açılmıştı.
Bundan sonra (Saib b. Mâlik) hadisin kalan, kısmını zikretti.
İzah:
Nesaî, kusûf
Hadis-i şerifte küsûf namazmdaki kıyam, rükû, kavme, secde gibi her hareketin uzatılacağına işaret edilmektedir. Bu keyfiyet metinde sanki bu harekete son verilip akabindekine geçilmeyecekmiş gibi mübalağalı tâbirlerle ifâde edilmiştir. Hattabî, İmam Mâlik’in; “Küsûf namazında secdenin de, rükuunun uzatıldığı gibi uzatılacağını hiç duymadık” dediğini naklettikten sonra, Şafiî ve İshak b. Râhûye’nin mezhebine göre secdenin uzatılacağını ilâve etmiştir.
Hadis-i şerifte, Hz. Peygamber’in secdeden sonra üflediği bildirilmektedir.Nesâî’deki rivayette, bu üflemenin ikinci rekatın son secdesinden sonra olduğu bildirilmiştir. Hz. Peygamberin “Üf, üf” demesi güneşin tutulmasından dolayı duyduğu hüzünden ileri gelmiştir.
İmam Ebû Yûsuf, bu hadise bakarak namaz içerisinde “Üf” demenin namazı bozmayacağı hükmünü çıkarmıştır. Ancak fukahânın cumhuruna göre, “üf” demek namazı bozar. Cumhur, bu hadisi birkaç şekilde yorumlamıştır:
1. Önceleri namazda üf demek caizdi, sonra neshedildi.
2. Râvinin burada “üf, üf” demçsjujtfz. Peygamberin üflemesini hikâsında bazı harflerin çıkması daha evvel de aynı harflerin çıkmasını gerektirmez. Hâdiseyi naklederken bazı harflerin çıkarılması, meseleyi izah ve zabt mecburiyetinden doğmadır.
Bu izahı Hind ulemasından Merhum Muhammed Yahya, üstadının ders takrirlerinden nakletmiştir.
3. “Üf” fâ harfinin sükûnu ile tam bir kelime değildir. Ancak fâ şeddeli olursa üç harfli bir söz olur. Burada fâ şeddesiz olduğu için “üf” diyen kişi namazda söz söylemiş sayılmaz. İşte Hz. Peygamber’in üflemesi bu kabildendir. Ama üflerken “Fâ” harfi şeddeli olarak iyice çıkartılırsa namaz bozulur.
Hanefî mezhebinde, ses işitilmeyecek derecede üfürmek mekruhtur* iki harften ibaret bir ses işitilecek olursa namaz bozulur.
Hz. Peygamber üfledikten sonra; “Ey Rabbim! Ben aralarında iken onlara, azab etmeyeceğine va’d etmedin mi?..” demiştir.Bu, “Sen içlerinde iken Allah onlara azab etmez. Onlar istiğfar edip dururlarken de Allah onlara azab etmez”[Enfâl 33] âyet-i kerimesine işarettir.
Resûlullah bu sözleri ile Cenab-ı Hakk’tan vadini yerine getirmesini, başlarındaki belayı defetmesini istemiştir, yoksa Cenab-ı Allah’ın vadini tasdik etmediğine işaret değildir.
Hadisin sonundaki ” = hadisin devamını zikretti” ifadesinden rivayetin aslında buradakinden ibaret olmadığı müellifin, rivâyetin bir kısmını kitabına almadığı anlaşılmaktadır. Ebû Davud’un kitabına almayıp, varlığına işaret ettiği bu ilave, Nesâî rivayetinde mevcuttur. Arzu eden oraya bakabilir.
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar