SÜNEN EBU DAVUD
SUNNE BAHSİ
DEVAM: 18. Cehmiyye
Ebu Hureyre’nin azatlı kölesi Ebu Yunus Süleym İbn Cübeyr dedi ki: Ben Ebu Hureyre’yi şu: “Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder…”[Nisa 58] ayetini, yüce Allah’ın (bu ayetin sonunda yer alan) Semîan (= işitici) Basîran (= görücü) sözüne kadar okurken gördüm. (Ayeti bitirince Hz. Ebu Hureyre): “Ben Rasûlullah (s.a.v.)’i baş parmağını kulağının üzerine, onu takibeden (şehadet parmağını) da gözünün üzerine koyarken gördüm. Yani Ben Rasûlullah (bu) iki parmağını (gözü ve kulağı üzerine) koyarak bu ayeti okurken gördüm.” dedi. İbn Yûnus, el Mükri(nin şöyle) dediğini söyledi:
Hz. Nebi sözü geçen parmaklarını bu şekilde gözünün ve kulağının üzerine koyarken:
“Allah işitici ve görücüdür”
“Allah için işitme ve görme (sıfatları) vardır” demek istemiştir.
Ehu Davud der ki: Bu hadis Cehmiyye fırkasını (n Allah’ın sıfatları mevzuundaki görüşünü) reddetmektedir.
İzah:
Hattabi (r.a.) bu hadisle ilgili olarak yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Hz. Nebiin, metinde zikredilen âyet-i kerimede geçen es-Semî ve el-Basîr kelimelerim okurken parmağının birini gözünün, diğerini de kulağının üzerine koymaktan maksadı, Cenab-ı vacibü’l-viicud hazretlerine göz ve kulak isnad etmek değil, ona işitme ve görme sıfatlarını isnad etmektir. Çünkü göz ve kulak, mahdud bir organdır. Cenab-ı hak ise görmek ve işitmek için böyle organlara muhtaç değildir ve yaratıklara mahsus böylesi organlarla muttasıf olmaktan, onlara benzemekten münezzehtir. Nitekim Cenab-ı Zülcelal hazretleri zat-ı bârisini: “O’nun (Hak Teâlâ’nın) benzeri yoktur. O herşeyi işiticidir ve görücüdür.”[Şûra 11] mealindeki sözleriyle tavsif etmiştir.
Ancak bazı ilim adamları “…. murakabem altında yetiştirilmen için…”[Tâha 39] ve: “Öyle ki muhafazamız altında akıp gidiyordu…”[Kamer 14] ayet-i kerimelerini delil getirerek Allahu Teâlâ’nın keyfiyyeti bizce meçhul gözü ve kulağı olduğunu binaenaleyh, metinde geçen ayet-i kerimedeki göz ve kulak kelimelerini te’vil etmenin Kitaba ve sünnete aykırı olduğunu ve selef-i salihinden hiç bir alimin bu ve benzeri ayetleri bu şekilde te’vile yeltenmediğini söylemişlerdir.
Nitekim İmam-ı Ebu Hanife de bu gibi sıfatların keyfiyyeti erini ilm-i ilahiye havale etmiş ve onları tevile yanaşmamıştır.[Bk. Aliyyü’l-Kari, Şerhu Fıkhi’l-Ekber, 33.]
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar