SÜNEN EBU DAVUD
VİTR BAHSİ
DEVAM: 14. Kur’an-ı Kerim Okumanın Sevabı
Ukbe b. Amir el-Cühenî (r.a.)’den; demiştir ki: Biz Suffa’da iken Resûlullah (s.a.v.) yanımıza çıkageldi ve; “Hanginiz sabahleyin Buthan veya Akik’a gidip Allah’a (karşı) günah işlemeden ve akrabalık bağlarını kesmeden iri hörgüçlü, gösterişli iki deve almak isler?” buyurdu. Oradakiler: Hepimiz ya Resulullah (s.a.v.) dediler. Efendimiz; “Vallahi birinizin hergün sabahleyin mescide gidip Allah’ın kitabından iki âyet öğrenmesi, onun için iki deveden daha hayırlıdır. Eğer üç âyet öğrenirse üç deveden hayırlıdır. (Okunacak her âyet) kendi sayısınca deveden daha hayırlıdır” buyurdu.
İzah:
Müslim, musâfirin
Hadis-i şerifin Müslim’deki rivayetinde buradakinden farklı olarak hadisin son tarafında “iki âyet öğrenmeyi” söz
lerinin yanında “veya okumayı” ve en son olarak da “dört âyet dört deveden hayırlıdır” ilâveleri vardır.
Ayrıca Ebû Dâvud’daki “iri hörgüçlü, gösterişli iki deve olayı” yerine “iri hörgüçlü iki dişi deve getirmeyi…” ifâdesi yer almıştır. Hadiste geçen bazı tabirleri izah edelim: Suffa: Medine’deki mescid-i Nebevi’nin geri tarafında mescide bitişik gölgeliktir. Dilimizde “Sofa” diye tâbir ettiğimiz yerdir. Mekke’den Medine’ye göç eden Muhacir fakirler, kimsesizler burada yatarlar kalkarlar. Kur’an-ı Kerim öğrenmekle meşgul olurlardı. Bu şahıslara “Ashab-ı Suffa (suffa ashabı)” denilirdi. Bu zâtlar müslümanların müsâfirleri idiler. Çoğu vakitlerini Hz. Peygamber’in sohbetlerinde bulunup onun hadislerini ezberleyerek Kur’an okuyarak ibâdet ederek geçirirlerdi. Sırtlarında odun getirerek geçimlerini te’min ederlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) burada barınan Müslümanlara eğitmek ve Kur’an-ı Kerîm’i öğretmek için özel muallimler tâyin eder, ilmî seviyesi yeterli hâle gelenleri Medine dışındaki müslüman kabilelere muallim olarak gönderirdi. Bu yüzden Suffa ashabının sayısında devamlı değişiklik olurdu. Sayılan bazan ikiyüze kadar çıktığı halde, cihâda veya Kur’an öğretimine gönderildikleri zamanlarda da oldukça azalırdı. Ebu Nuaym “Hılyetü’l-evliya” adındaki kitabında bu zatlardan yüzden fazlasının adını verir. Resûlullah (s.a.v.)’den en fazla hadis rivayet eden Ebu Hüreyre, Suffâ ashâbındandır.
Buthan ve akîk: Medine-i Münevvere’de iki vadinin isimleridir. Resülullah (s.a.v.)’m başka vadileri değil de bu iki vadiyi söz konusu etmesi buralarının deve satılan en yakın pazarlar olması sebebiyledir.
Hadisi şerifteki “Hanginiz Buthan veya Akik’a gitmeyi ister” şeklindeki ifâdeden “veya” sözünü Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söylediği anlaşılıyor. Halbuki Câmiu’l-UsuPdaki ifâde tarzı ise, “veya” sözünün Resulullah (s.a.v.)’a değil, râviye ait olmasını gerektirir, şekildedir.
Zehrâveyn: Tercemeye “gösterişli” diye geçtiğimiz bu kelimenin tam karşılığı “semizliklerinden dolayı beyaza meyilli” demektir.
Hadisden anladığımıza göre, Fahr-i Kâinat bir gün ashab-ı suffanın yanına teşrif buyurup onları Kur’an-ı Kerim öğrenmeye teşvik etmiş, ancak bu teşviki bir temsille ifadelendirmiştir. Hadis metninde açık olarak görülen bu anlatımdaki “Allah’a karşı günah işlemeden ve akrabalık bağlarını kesmeden” kaydından maksad, alınan develerin ister akrabaya ister yabancıya ait olsun, gasb veya hırsızlık gibi günâha daldıran akrabalık bağlarını kesen haram bir yolla değil, helâl bir şekilde olmasıdır. Akrabanın malını çalmak veya gasbetmek, akrabalık bağlarının kesilmesine sebeptir.
Peygamber (s.a.v.) Efendimiz önce karşısındakilerin helal yolla iki kıymetli deveye sahib olma arzularım görünce onlara çok daha hayırlı olan bir yol göstermiş ve mescide gidip iki âyet öğrenmenin iki deveden,|üç ayet öğrenmenin üç deveden sayı ne kadar çoğahrsa çoğalsın, Öğrenilen âyetlerin kendi sayılarında deveden daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Efendimizin bu sözleri bir temsildir. Yoksa Kur’an-ı Kerim’in bir tek âyeti, değil bir iki deve, tüm dünyadan daha kıymetlidir. Bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.v.)
“Eğer dünyanın Allah katında bir sivri sineğin kanadı kadar değeri olsaydı, kâfirlere bir yudum su bile vermezdi” buyurmuştur. Dünyanın bu değersizliğine rağmen sahâbilerin deve sahibi olmayı istemekteki arzuları dünya ve dünyalığa bağlılıklarından değil, ahireti kazanma isteklerinden dolayıdır. Onlar fakirlere vermek, Allah yolunda savaşanlara harcamak için mal sahibi olma arzusu duymuşlardır depolamak için değil.
Üzerinde durduğumuz hadis, “Kur’an-ı Kerim okumanın sevabı” konusunun son hadisidir. Bu konudaki hadis-i şeriflerin hepsi Allah’ın kelâmı Kur’an-ı Kerim’i okumanın, öğrenmenin ve öğretmenin ne derece büyük se-vablara vesile olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu mevzudaki hadisleri bunlardan ibaret değildir. Ebû Davud’un Sünen’inde yer almayıp diğer sahih hadislere ait kitaplarda mevcut olan birkaç hadise işaret ederek konuya son vermek istiyoruz:
Ebu Zer (r.a.)’den; Dedi ki: Resulüllah’a:
Bana (birşey) tavsiye et, ey Allah’ın Resulü! dedim.
“Allah’dan sakın çünkü takva her işin başıdır”, buyurdu.
(Tavsiyeni) artır, ya Resûlüllah, dedim.
“Çok kuran oku, çünkü o senin için dünyada nur, semada hazırlıktır.” “Kur’an okuyunuz. Çünkü kıyamet günü sahibine şefaatçi olarak gelir.”[Müslim, müsâfirin]
“Kur’an-ı Kerim okuyan mü’minin tadı ve kokusu güzel ütrücce (ağaç kavunu) gibidir. Kur’an okumayan mü’m in ise, hurma gibidir ki, onun kokusu yok fakat tadı lezzetlidir, kur’an okuyan münafık ise kokusu güzel fakat tadı acı reyhana benzer. Kur’an okumayan münafık ise, tadı acı kokusu da olmayan Ebû Cehil karpuzu gibidir.”[Müslim, müsâfirin]
Hadis Ansiklopedisi Trke Hadis Kaynaklar